“Biz hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık”
Dostoyevski
Gogol’un 1842 yılında yazdığı “Palto” hikayesi sadece Rus edebiyatı açısından değil, dünya edebiyatı açısından da önemli bir eşik olmuştur. Ardılı büyük yazarlara “Biz hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” dedirtecek kadar önemli bir eşik. Bu eşik nedir peki?
Pek çok insan içinde yaşadığı dünyaya göre düşünür ve sanır ki hayat hep böyle olagelmiştir ve böyle de sürecektir. Oysa bugün içinde yaşadığımız emperyalist-kapitalist sistem, insanlık tarihinin on binlerce yılı içinde, yalnızca kısacık bir süreyi, hepi topu 300-400 yıllık bir zamanı ancak kapsar. Gogol’un Palto’yu yazdığı 1842 yılı, içinde olduğu yüzyıl itibari ile feodal sistemin her yerde gerilediği, kapitalizmin ise her yerde hızla geliştiği bir yüzyıldır. Bazen feodal sistemle uzlaşarak bazen de burjuva devrimlerle onu yerle bir ederek kapitalist gelişmenin hızla yol aldığı bu yüzyılda kentler hızla gelişmeye başlamış, her yerde devasa işletmeler, fabrikalar boy vermiş, yeni toplumsal sistem devasa bir güç haline getirdiği işçi sınıfının ilk ayaklanmaları ile karşı karşıya kalıp, sarsılmaya bile başlamıştır.
Fransa ve İngiltere’de işçi sınıfının ayaklanmaları ve güçlü sınıf hareketleri boy verirken, Avrupa’nın komşusu Rusya’da feodal imparatorluk içinde bulunan halklar da, feodal sistemin çöküşünün tüm sancılarını, itildikleri korkunç sefalet içinde iliklerine dek hissedip, yönetici sınıfa ve onun temsilcilerine karşı büyük bir öfke beslemekte ve bu öfke kendine akacak kanal aramaktadır.
Gogol büyük toplumsal sarsıntılar ortasında, bir yazar olarak o güne kadar yapılmamış bir şeyi yapmış, “Palto” hikayesinin kahramanı olarak, alışılagelen biçimde soylu, şövalye, kral, prens ya da herhangi bir “mühim adam”ı değil de, herhangi bir devlet dairesinde, küçük bir kalem memuru olarak çalışan Akaki Akakiyeviç’i seçmiştir. Akaki Akakiyeviç, benzer tüm memurlar gibi, babası gibi, yılda 400 ruble ile geçinmeye çalışarak oldukça yoksul bir hayat sürdürür. Amirlerinden korkan, memur arkadaşlarının bile her türlü aşağılamalarına sabırla katlanan, güzel yazısı ile temize çektiği mektuplar dışında başka bir mutluluğu olmayan Akaki’nin sıradan yaşamının, yine sıradan bir biçimde bitmesi pekala mümkündü; eğer ki insanın içini donduran Petersburg soğuğu ona bir palto almayı gerekli kılmasa ve aylarca dişinden tırnağından artırdıklarıyla nihayet alıp da giyebildiği paltosunu daha ikinci günü hırsızlara kaptırmasaydı…Eğer ki çalınan paltosunun bulunması için ricacı olduğu “mühim adam” onu rahatsız etme cüreti yüzünden haddini bildirip de elinin ayağının takatini kesmeseydi…
Akaki Akakiyeviç’in başına gelenler bu haliyle bile sıradan olabilirdi ama olaylar hiç beklenmedik türlü gelişti. “Mühim adam”ın had bildirmesinden sonra düştüğü yataktan kalkamayıp birkaç gün içinde ölen Akaki’nin hayaleti, Petersburg’un sokaklarında korkunç bir hortlak olarak herkese musallat olup her türlü paltoyu çalmaya başlayınca Petersburg halkı gerçek bir korku hissetti, ta ki Akaki’nin hayaleti, sonunda “mühim adam”ın yakasına yapışıp, onun paltosu ile ortalıktan kaybolana dek…
“Palto” trajedi ile komedinin ustaca iç içe geçirildiği etkili bir edebi eser olmasının yanında, o zamana kadar edebiyatta olmayan yoksul insanı, emekçi insanı edebiyata sokarak ona başrolü vermiştir. Okuyucuların, emekçilerin yoksul hayatlarının aynasından kendilerine ve topluma eleştirel bir gözle bakmalarını sağlamıştır. Palto’nun içerdiği etkili toplumsal eleştiri, yozlaşmış devlet kurumlarındaki bürokrasinin eleştirisi, Rus toplumunda hemen yankısını bulmuştur. Günümüz yozlaşmış toplumsal ilişkilerin bir eleştirisi olarak, bir protesto olarak “Palto”yu okuyan emekçiler, Palto’ya gösterdikleri ilgi ile 1850-1860’larda toplumsal çürümeye ve devlet baskısına karşı çıkan bir yığın edebiyat ürününün ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Öyle ki emekçiler o dönemlerde eserlerinde mahalli polis memurlarının zulmünü yermeyen ya da köylülerin kanını emen feodal beylerini kınamayan eserleri protesto eder olmuştur. Hayatta olduğu gibi edebiyatta da emekçi artık vardır ve artık kendi sözünü talep etmektedir.
Rusya’da toplumcu gerçekçi edebiyatta ve dünya edebiyatında önemli bir yeri olan Dostoyevski ve Gorki gibi usta yazarlar “Palto”ya hakkını teslim etmiş; “Palto”nun açtığı yolda ilerlemiş, yoksul emekçiyi ve toplumsal sorunları eserlerinin odağına koymuşlardır. “Palto” sadece edebiyat dünyasından ilgi görmemiştir, bugünün ekonomi yazarları bile emekçinin yoksulluğunun küçültülemeyeceğinin örneği olarak “Palto”ya atıf yapıyorlar.
Palto hikayesinin sonunda, Akaki Akakiyeviç’in hayaleti, ‘mühim adam’ı yakalayıp, mühim adamın paltosunu alarak ortadan kaybolur ama başka başka hayaletler, başka başka hesaplarla Petersburg’un ruhları bile titreten soğuğunda ortaya çıkmayı sürdürürler.
Gogol’un Palto’yu yazmasından 6 yıl sonra, ‘Komünist Parti Manifestosu’ yayımlanır. Marx ve Engels’in birlikte yazdığı bu Manifesto, ‘Palto’ ile edebiyatta bir köşeye geçen emekçilere, bu kez tarihteki devrimci rollerini verir. “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor, komünizmin hayaleti” sözleriyle başlayan Manifesto, daha önce ütopik sosyalistler tarafından bile yalnızca zavallı yoksul bir sınıf olarak görülmüş ve yalnızca acınacak hali ile ilgi çekmiş işçi sınıfına, kapitalizmi yıkmaya yetenekli tek devrimci sınıfın kendisi olduğunu açıklamış ve işçi sınıfına toplumsal saygınlığını vermiştir. İşçi sınıfı ve emekçi halklar mahkûm edildikleri yoksulluk ve sefalet içinden devasa gövdesiyle doğrularak, sosyalizmi kuracak devrimci sınıf olarak tarihin de başrolüne geçmiştir.
