Küçük Burjuva Hareketlerin Kısa Eleştirisi

Küçük Burjuva Sosyalist Hareketlerin İdeolojik ve Toplumsal İçeriği 

Küçük burjuvazinin toplumsal konumundan hareket eden küçük burjuva sosyalist hareket, proletaryanın devrimci sınıf konumuna dayanan proleter devrimci komünist hareketin yanında varlığını yıllardır sürdürüyor. Küçük burjuva hareketin bugün de sürmesinin toplumsal nedenleri var. Öncelikle söyleyelim. Türkiye ve Kürdistan’da, küçük burjuvazi nüfus içinde kalabalık bir kitleyi oluşturuyor. Bu kadar kalabalık bir sınıfın kendini siyasal olarak ifade etmemesi düşünülemez. Reformist ve oportünist hareketler, küçük burjuvazinin politik hareketleridir.

Reformistler ve oportünistlerin kendileri, birer küçük burjuva olarak görülmemeli. Onların politik hareketinde göz önünde tutulması gereken, küçük burjuvazinin toplumsal konumuna bağlanmış olmalarıdır. Dolaysıyla ideolojik olarak kaygan bir zeminde hareket ediyorlar. Bu hareketleri bir ideolojik ve siyasal noktada yakalayamazsınız. Bu bağlamda görüşlerinde bir tutarlılık beklenemez. Bundan ötürü söylemde ve eylemde kaypaklar.

Kitle temelini, esas olarak aydınlar, öğrenciler, yaşam tarzı nedeniyle işçilerden farklı olan kamu emekçileri arasında ve burjuvazinin etkisinde kalan işçiler arasında bulur. Bu toplumsal gruplar kapitalizmin baskısı altında kaldıkları için, kurulu sisteme eleştirel yaklaşırlar. Fakat sistem eleştirileri, halka bakış çerçevesinin ötesine geçmez. Kuşkusuz, toplumun tümü hakkında görüş ortaya koyuyorlar. Örnek olarak, işçi sınıfının sorunları, talepleri ve hedefleri hakkında da görüş oluşturuyorlar. Halkçı bakış burada da kendini gösteriyor. Halkın sorunlarına, proletaryanın sınıf bakış açısıyla bakacaklarına sınıfın sorunlarını halkçı bakış açısıyla ele alıyorlar.

Dünde, bugün de küçük burjuva sosyalizmde egemen eğilim burjuvaziyle uzlaşma olmuştur. Uzlaşmacılığı temsil eden siyasi hareketler, 60’lı, 70’li yıllarda başkalarıydı. 90 sonrasından bugüne yeni güçler var. Siyasi parti ve örgütlerin adı ve kendisi değişti, fakat temsil ettikleri eğilim değişmedi. Aynı uzlaşmacı eğilim yeni siyasi hareketlerle devam etti. Bu yüzden, eleştirilerimizi esas olarak bu eğilimin kendisine yönelttik. Eğilim, kendini belirgin olarak bazı siyasi yapılarda ortaya koydu, biz de bu ölçüde onlarla uğraştık. Uzlaşmacı hareketlere karşı yaptığımız ideolojik eleştiriyi ileriye doğru boyutlanan devrim mücadelemizin bir gereği olarak görüyoruz.

Küçük burjuva sosyalist hareketlerin bu kadar uzun zaman ayakta kalmalarının tarihsel nedenleri var. Bu topraklarda, cumhuriyetle birlikte yeni yönetim gerici burjuva diktatörlüğü olarak örgütlendi. Kurulan düzen en başında bir baskı ve sömürü düzeni olarak şekillendi. Burjuva devlet, büyük burjuvazi adına piyasaya müdahale etti. Küçük burjuvazi bu koşullarda serpilip gelişme şansı bulamadı. Tekelci sermayenin oluştuğu 1960’larda ise, kapitalist devlet, tekellerin yararına piyasaya müdahale etti. Küçük burjuvazi tekelci kapitalizm koşullarında, kapitalizm tarafından ezilen bir kesimdir. Tüm bu tarih dönemi boyunca burjuva demokrasisi hiç yaşanmadığı için, bu toplumsal grup gelişme, kendi potansiyelini, sergileme olanağı bulamadı. Tekelci kapitalizmde, burjuva demokrasisi, modası geçmiş, geçmişe ait bir şeydir.

Kapitalist toplumda, orta sınıfların bütünlüklü hareket edeceği düşünülemez. Her biri kendi özel çıkarına özel mülkiyetine bağlı olan toplumun bu kesimi, kendi içinde çok farklı politik tavır gösteriyor. Bağımsız politik bir çizgi izlemediği için ya büyük burjuvazinin ya da işçi sınıfının etkisinde hareket ediyor. Orta sınıfın bir kesimi tutucudur. Bu kesim, tekelci sermaye partileriyle birlikte davranıyor. Küçük mülk sahipleri, vatan deyince, bundan anladığı kendi özel mülkiyetidir. Bunların bazıları ırkçı, faşist, şoven partilerin kitle tabanını oluşturur. Birçok sorunda ya da birçok konuda büyük burjuvaziden daha gerici, statükocu olabiliyor. Son yıllarda kapitalizmin büyük ekonomik krizi ve Türkiye’de yaşayan yüzyılın en büyük ekonomik yıkımı karşısında tam anlamıyla mahvolmaya sürüklendi. Ancak bundan sonra, bugüne kadar sarıldığı bütün görüşleri gözden geçirmek zorunda kaldı. Bazıları, şimdiye kadar peşine takıldıkları burjuva partilerinden uzaklaştı saf değiştirdi, sola kaydı.

Orta sınıfın büyük kitleler halinde yok olmaya sürüklenmesi, büyük burjuvazi için başka bir kriz daha yarattı. Büyük burjuvazi, tekelci sermaye, işçileri ve genel olarak kent ve kır yoksullarını orta sınıf üzerinden etkilemeye çalıştı. Büyük burjuvazinin, toplumsal konumu nedeniyle, emekçi sınıflarla sosyal bağı yoktur. Onlar emekçi kitleleri onlarla sosyal bağı olan orta sınıf üzerinde etkiliyorlardı. Orta sınıf çökünce, yönetici sınıfın, emekçi kitleleri etkileme olanağı da büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

Orta sınıfların alt kesimleri, kent ve kır küçük mülk sahiplerinin bir kısmı sola yöneldi. Bu sayı giderek artıyor. Küçük burjuvazinin sola yönelen kesimi uzun zamandır sol hareketlere destek veriyor. Bu destek Kürt halkı açısından kitleseldir. Aynı şey aleviler açısından da doğrudur. Batı bölgelerindeki çağdaş kitlelerde ilerici, devrimci kitlelerle birlikte hareket ediyor. Çıkan sonuç, milyonlarca küçük burjuva kitlenin solla birlikte davrandığıdır. Yani burjuva partilerin tümünün dışında hareket ediyor. Küçük burjuvazinin eğitimli kesimi ileri görüşlülüğü sayesinde, sosyalizme yöneldi. Devrimci sosyalizmin özünü kavramasa da sosyalizmin etkisine girmiştir. İşte küçük burjuva sosyalist hareketleri bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Sosyalizmin devrimci özünü kavramak yerine, ondan sadece etkilendikleri için, proleter devrimci komünist konumuna yükselemediler. Mücadelenin en zor zamanlarında ya safları terk ettiler ya da sağ oportünist ve reformist bir çizgiye yöneldiler. Sosyalizm saflarına katılanları beraberinde küçük burjuvazinin davranış, düşünce alışkanlıklarını, tutarsızlığını da getirdiler. Sosyalizmi devrimci özüyle kavrayanlar, hayatını proletaryanın kurtuluşuna adayanlar açısından geldiği toplumsal köken tüm anlamını yitirir.

Küçük burjuvazinin sola yönelmesi, onun ikili yapısını ortadan kaldırmaz. Toplumsal doğası, yani özel mülk sahibi olması, işler iyi gittiği zaman onu, burjuvaziye yaklaştırır. Kapitalizmin gelişimi tarafından mahvolmaya sürüklendiğinde ise halktan birisi olur, militan, meydan okuyan bir tavır takınır. Onun bu ikili yapısı, devrimci proletarya tarafından, mücadelenin her aşamasında daima akılda tutulmalıdır. Mücadelenin en kritik anlarında safları terk edebilir. Biz, bu gerçeği, bu siyasi hareketlerle uzun bir dönem süren güç ve eylem birliği ilişkisinden biliyoruz. Bundan hareketle şunu söylüyoruz; işçi sınıfı, küçük burjuvaziye ancak kesin zafer elde ettiği zaman güvenebilir. İşçi sınıfı küçük burjuvazi mahvolmaya sürüklendiğinde, yani proleterleşme sürecine girdiğinde bir ittifak politikası izlenir.

Küçük burjuvazi, önümüzdeki devrimin bir gücüdür. Demokratik halk devriminde belli bir rol oynar. Devrimden sonra sosyalizmin inşa döneminde, bir süre daha varlığını sürdürür. İşçi sınıfı iktidara geldiğinde, küçük mülkiyet üzerinde zor uygulamaz. Günün somut şartlarına göre, kooperatifleşme kolektifleştirme yoluyla, dönüştürülür. Bir toplumsal sistem olarak sosyalizmin tarihi göstermiştir ki, kolektifleşmenin yanında bireysel küçük üretim varlığını bir süre daha korur. Sovyetler Birliğinde 40’lı yıllarda bile, kolhozlara katılmayan ve bireyci üretimi sürdüren köylüler varlığını sürdürmüştür. Kaldı ki, yine sosyalizm tarihini tanıtlamıştır ki, küçük burjuvazi ekonomik olarak silinse bile, yaşam tarzı, eski alışkanlıkları, eskiye bağlılık anlayışı bir süre daha yaşamaya devam eder. Ekonomik maddi temelleri ortadan kalksa dahi düşünce tarzı, toplumun çatlaklarında uzun süre yaşar. Toplumda yeni bir yaşam tarzı yeni bir anlayış yerleşene kadar, eskinin eli yeni olanın yakasını bırakmayacaktır. Sosyalizm kendi üst aşamasına, herkesin yeteneğine göre, herkesin ihtiyacına göre ilkesinin uygulandığı koşullar oluşunca, yani burjuvazinin ufku tamamen aşılıncaya değin, burjuva ve küçük burjuva düşüncesi topluma etkide bulunmayı sürdürür.

Burjuva düşünce biçimi toplumda yaşamaya devam ettiğinden Marksist-Leninist temellerde ideolojik mücadele sürekli olmalıdır. İnsanlığın dünya görüşünü, eskiye bağlılığını değiştirmek, aşmak kolay değildir. Bir düşüncenin tarihsel koşulları değişince, eski düşünce de otomatik olarak değişmiyor. Demek ki, ideolojik mücadele önemini, eski yeniyi tamamen terk ediyor. Yeni kendini eskiden tamamen kurtarana kadar korur. İşçi sınıfı yeniyi, inşa ederken kendi malzemeleriyle işe başlamıyor. Yeni toplumu eski toplumun insanlarıyla kuruyor. O halde eski olanı biz kendi malzemelerimizle işe koyulana kadar eski olanla uğraşmaya devam edeceğiz. Tüm bu dönüşüm boyunca, şu soru ortada duruyor: Kim kazanacak? Sosyalist ülkelerde 90 sonrası gösterdi ki, o uğursuz tür, yeni koşullarda, yeni biçimde devam edebilir. Sınıf mücadelesi, sosyalizmde, yeni koşullarda, yeni biçimlerde sürer.

Proletarya ile kapitalist sınıf arasındaki sınıf savaşı sosyalizmde; sosyalizmle kapitalizm arasında devam eder. Sosyalizm, kapitalist toplum üzerinde dönüştürücü bir baskı etki yaratırken, kapitalizm de sosyalist toplum üstünde etkide bulunur. Kapitalist toplum, sosyalizmin etkisiyle bir dizi sosyal önleme başvurmak zorunda kaldı. ’90 sonrası sosyalizmin dünya çapındaki tehdidinin olmadığını düşünerek, emekçilere yönelik tüm sosyal önlemleri sildiler. Kapitalizm, sosyalist sistemi yıkmak için sistematik bir savaş yürüttü. Bu, bütünlüklü bir savaştır. Bugün yıkıcı gerici savaşını, Küba’ya, sosyalist Kore’ye karşı sürdürüyor. Çin’i baskı altına alıyor. Proletaryayla burjuvazi arasındaki sınıf savaşı sosyalizmle kapitalizm arasındaki savaş, dünya dönüşene kadar sürer.

Kapitalist sistem, sosyalizme karşı savaşta, tüm emperyalist-kapitalist blok olarak davranıyor. Dünyadaki tüm gerici güçlerle birlik içinde hareket ediyor. Sosyalist toplum da bu tarihsel savaşı kazanmak için, dünya proletarya hareketiyle birlikte hareket ettiğinde savaşı kazanacaktır. Bu cepheleri tüm yeryüzü olan bir savaştır. Kazanmak için en sıkı ve militan enternasyonal dayanışma, kapitalist sisteme karşı etkin bir silahtır. Devrimci sınıf dayanışması, burjuvaziyle savaşta bir üstünlüğümüzdür. Sosyalist dayanışma, aynı zamanda bir sosyal ilişkidir. Her sosyalist ülke halkı, en geniş uluslararası dayanışmayı yaşamıştır. Bu yolla, emperyalist-kapitalist sistemin, kuşatması baskısı ve saldırısı etkisizleştiriliyor. En azından zayıflatılıyor.

Devrimin gerçekleştiği her ülke dünya devriminin bir mevziisidir ve bir mevzii olarak hareket etmelidir. Her sosyalist ülke enternasyonal sınıf savaşının bir mevziisidir. Dünya devrimine etkisi, yalnızca, kendi sosyalist örneği yoluyla değil, dünyada, kapitalizme karşı verilen tüm devrimci ilerici savaşları etkin olarak destekleyerek de görülmelidir. İktidara gelen proletarya, dünya devrimine karşı kayıtsız kalırsa, kendi iktidarını uzun süre ayakta tutamaz. Her ülke proletaryası kendi toplumsal devrimini gerçekleştirerek, bu yolla dünya devrimini hızlandıracak; dünya devriminin hızlanması ve bir dizi ülkede toplumsal devrimin zafere ulaşması her ülkedeki proletarya iktidarının ve devrimin ileriye gitmesinin güvencesidir. Dünya devriminden yalıtlanmış bir proleter devrim çok daha büyük zorluklarla karşılaşır.

Enternasyonal komünistlerin yalnızca kendi yaşadıkları ülke halkına karşı görevleri yok. Dünya devrimine karşı da görevleri var. Fidel Castro bu konuda şunu söylemiştir: “Küba için olan düşlerimi büyük ölçüde gerçekleştirdim. Fakat insanlığa dair düşlerimi henüz gerçekleştiremedim.”

Bizim yaşadığımız ülke halkının kurtuluşunu gerçekleştirmenin yanında, insanlığın kurtuluşu görevlerimiz var. Büyük insanlığa dair düşlerimizi gerçekleştirmenin önünde sayısız engel çıkacaktır. Ancak hiçbir engel ve zorluk emeğin evrensel kurtuluşu yolunda devrimci yürüyüşümüzü durduramaz.

 

Küçük Burjuva Hareketlerin Politik Özünün Açığa Çıkarılmasının Önündeki Bazı Güçlükler

Sosyal reformist ve oportünist hareketlerin politik özü uzlaşmacılıktır, burjuvaziyle sınıf iş birliğidir. Bütün bu hareketler, parti ve örgütler, uzlaşmacı olduğunu açık yüreklilikle söyleselerdi onları teşhir etmek, işçi ve halk kitlelerinin üstündeki etkilerini kırmak çok kolay olurdu. Fakat bunu hiçbir zaman yapmayacaklar. Her zaman, kendilerini olduğundan farklı gösterdiler. Hatta, sosyalizmi gerçek anlamıyla, kendilerinin savunduğunu söylüyorlar. Kendilerini sosyalist, komünist göstermeleri, küçük burjuva hareketlerin politik özünü açığa çıkarılması önünde engel oluşturuyor. Fakat, devrimci komünizm, bu konudaki engelleri aşabilir, güçlükleri yenebilir. Marksizm-Leninizmin eleştirel teorik silahını etkin olarak kullanarak, uzlaşmacılığı bütün yönleriyle açığa çıkarabilir. Bugüne kadar yaptığı gibi.

Onlar, kendilerini ne denli başka gösterseler de devrimci işçilerin elinde sağlam ölçütler var. Bir teorinin doğruluğunu ve yanlışlığını anlamak için, başka bir teoriye başvurmak değil, teorinin doğruluğunun ve yanlışlığının ölçütü olan pratiğe başvurmalıyız. Sağlam ölçüt, bu hareketlerin pratiğidir. Lafta kendilerini devrimci sosyalist olarak gösterseler de, pratikte, burjuvaziyle, burjuva partileriyle iş birliği içinde hareket ettiler ve ediyorlar. Seçim dönemlerinde nasıl burjuva muhalefetin bir militanı olarak davrandıkları bilinen bir gerçektir. Proletaryanın bağımsız siyasi politikasını her koşulda izleyeceklerine, “toplumsal muhalefet” ya da “muhalefet güçleri” adı altında, kitleleri burjuva güçlerin peşine taktılar. Kendileri burjuva muhalefete basit olarak eklemlendiler. Bunlar gerçekte, burjuvaziye çok yakın, emekçi kitlelere de bu yüzden çok uzaklar. Cansiperane çabalarının amacı devrim ve devrim yoluyla halk demokrasisini ve sosyalizmi gerçekleştirmek değil, burjuva muhalefeti iktidara getirmektir. Dolaysıyla reformist ve oportünist hareketler büyük bir uğraşla burjuvaziye hizmet ediyorlar.

En ılımlı ve en uzlaşmacı siyasetlerin bile, kendilerini devrimci olarak göstermesi, birbiriyle bağıntılı. İki ana nedeni var: İlki, kendilerini devrimci olarak göstermeden, devrimci kitleleri yanlarına çekemezler. Emekçi halk kitleleri, büyük gruplar halinde devrime yöneliyor, devrimcileşiyor ve devrimci mücadele veriyor. İkincisi, devrimci durumun olgunlaştığı ve bir olgu haline geldiği koşullarda, devrim güçlü bir olasılıktır. Devrim bir olasılığın ötesinde, gelmekte olandır. Devrim sayısız eylem tarafından oluşturuluyor. Her tarafta sisteme ve siyasi iktidara karşı yükselen bir başkaldırı var. Özce, devrim yükseliştir. Bu koşullarda devrimi savunmayan, siyasi olarak varlığını sürdüremez. Bu yolla bir güç olmalarının amacı temel devrimci hedefleri gerçekleştirmek değil öncelikle kitlelerin devrimci komünistlerin saflarına katılmasını engellemek ve bunu başardıkları oranda daha büyük bir güçle, burjuvaziyle iş birliğini geliştirmektir.Bütün pratikleri, bunu doğruluyor.

Küçük burjuva hareketlerin, gerçek durumunun gözlerin önüne serilmesinin önünde başka güçlükler de var. Bütün reformist ve oportünist hareketler, Marksizme dayandıklarını söyler. Hepsi de kendi görüşleri için Marks, Engels ve Lenin’de dayanak gösterirler. Böyle bir dayanağı bulurlar da. Çünkü Marksizm-Leninizm son derece zengindir. Bundan ötürü, söyledikleri için komünist düşünürlerle bir destek bulurlar. Fakat, sorunu, Marksizmin bütünlüğüne dayanamazlar. Orada, kendi görüşlerine bir dayanak bulamazlar. Engels, bir keresinde, parlamenter mücadele konusunu ele alırken Kautsky’nin kendisini bir oportünist gibi gösterdiğini söyler. Kautsky, Engels’i kendi bakışına göre yorumlar, daha doğrusu çarpıtır. Türkiye’deki uzlaşmacılar da, Marks’ı Engels’i, Lenin’i oportünist olarak gösterirler. Devrimci düşünürlerin, teorilerini, kendi oportünist bakış açısına çevirirler. Küçük burjuva sosyalizmini, bilimsel sosyalizmin bütünlüklü bakış açısına tuttuğumuzda, oportünist görüşleri tüm çizgileriyle aydınlanır.

Bu partiler, devrimci değildi. İşçiler, emekçiler lehine iyileştirmeler, halklar peşinde koşuyorlardı. Bunun içinde burjuvazi ile birlikte hareket ediyorlardı. Yetmişlerde TKP, TİP, TSİP böyle partilerdi. Gerçek anlamda işçi sınıfı partileri olmadılar. Fakat sırtlarını sosyalist ülkelere yaslıyorlardı. Bizim arkamızda onlar var deyip, bunun verdiği güçle kitle örgütlüyorlardı. Sosyalist ülkeler ve uluslararası komünist hareket, Türkiye’de işçi sınıfı partisi olarak onları tanıyordu. Oysa, bir ülkede işçi sınıfı partisinin belirlenmesi, uluslararası ilişiklerce belirlenmez, o ülkedeki sınıf savaşı belirler. Şayet bu ölçütle davranılsaydı, bu sınıf uzlaşmacı partilerin politik özü daha çabuk görülürdü. Fakat, böyle bakılmadı. İlişkiler bu statükocu partilerle sürdürüldü. Sonuç ne oldu? Bütün ülkelerdeki statükocu partiler ve sosyalist ülkelerdeki komünist partiler sosyalizm saflarını terk etti. Dağılıp gittiler. Varlığını sürdürenler devrimci konumda olanlardır.

Yetmişlerin uzlaşmacı hareketleri, doksanlarda tarih sahnesinden çekildi. Fakat onların uzlaşmacı eğilimini, başka siyasi hareketler, kendi tarzında ifadeyle devam ettirdi. Dün de bugün de kitleler açısından onların gerçek yüzünü görmelerinin önünde birçok güçlük çıkmıştır. Emekçi kitleler, onlara baktığında arkalarında sosyalizmi görüyor. Onların söylediklerine bakarak, onlar hakkında bir karar vermiyor, arkalarında duran sosyalizme bakarak karar veriyor. Ancak, devrimci politik bilince sahip olan kitleler onların görüşlerinin sosyalizme yansıtmadığını değerlendirecek politik potansiyeli taşıyor. Emekçiler oportünist ve reformist siyasetlerin, adları dışında sosyalizmle hiçbir ilişkisi olmadığını gördüğünde, onlardan uzaklaşıyor. Devrimci komünistler, eleştirileriyle bu süreci kısaltmaya hizmet ediyor.

 

Proletaryanın Sınıf Mücadelesi Tarihine Yaslanmak

Küçük burjuva sosyalist hareketler, proletaryanın sınıf mücadelesi tarihinde üretilen tüm devrimci değerleri savunduklarını ileri sürüyorlar. Proletaryanın toplumsal devrimlerine sıkça anıştırma yaparlar. Fakat, onların anlayışında, toplumsal devrimler, devrimlerden çıkarılan politik sonuçlar, tüm devrimci, dönüştürücü anlamını yitirir. Reformist ve oportünist bakış açısında nasıl ki, Marksizm-Leninizm donuklaştırılmışsa devrim deneyimleri de öyle donuklaştırılmıştır. Tüm statükocu sosyalist ve komünist partiler, Marksizm-Leninizmi donuklaştırılmış bir öğretiye indirgediler. Onların gözünde, Marksizm, yaşayan Marksizm değildir. Marksizmi donuklaştırmak, Marksizmden sapmanın bir biçimidir. Aynı yaklaşım, proletaryanın toplumsal devrimler tarihine bakışta da doğrudur. 1917 Devrimi ve yüzyıla yayılan tarihsel olaylarla işçi sınıfının iktidara devrimle geldiği gerçeğine karşın, uzlaşmacılar ele geçirmenin, devrimci zorun, zora dayalı bir devrimi gerektirdiğinin üstünde durmak istemezler. Zora dayalı devrimler, onların reformist ve oportünist anlayışlarını açığa çıkarıyor. Küba Devriminden sıkça söz ederler. Fakat Fidel Castro önderliğinde Küba Devriminin gerilla savaşıyla ve en sonunda devrimci halk ayaklanmasıyla gerçekleştiğini arka plana iterler. Maocu siyasi hareketler, senelerce Çin Devrimini örnek aldıklarını ortaya sürdüler. Ama yirminci yüzyılın önemli bir devrimi olan Çin Devrimini değerlendirmede çok sığ kaldılar. Devrimi basitleştirdiler. Karikatürize ettiler. Çin Devrimini kapsamlı olarak inceleyen herkes Maocuların devrimi hiç anlamadıklarını hemen anlayacaktır. Küçük burjuva siyasetler, proletaryanın sınıf mücadelesi tarihine dayandıklarını söylüyorlar, ancak devrimci sınıf mücadelesi tarihi, bu siyasetlerin gerçek durumunu açığa çıkarıyor. Şu da aşılması gereken bir sorundur: Kendilerini devrim deneyimlerine dayanmış olarak gösterdikleri için onların uzlaşmacı politik özünü açığa çıkarmanın önünde güçlükler yaratmıştır. İşçi sınıfının sınıf mücadelesi tarihi ve sosyalizm tarihi, küçük burjuva sosyalist hareketlerin daha uzun süre ayakta kalmalarını sağladı.

Reformist ve oportünist siyasi partiler ve örgütler, kitlelerin üzerinde etkide bulunmak için, büyük devrimcilerle kendi aralarında düşünsel bir bağ kurarlar. Komünist düşünürlerin yanında, Rosa Luxemburg, Che Guevara, Fidel Castro ve daha birçok büyük devrimciye yayınlarında geniş yer verdikleri çok iyi biliniyor. Fakat büyük devrimcileri uzlaşmacıların ağzından değil de, doğrudan bilgi edinen insanlar ortaya çıkınca, bu konuda söyledikleri her şey kendi aleyhlerine dönüyor. Büyük proleter devrimciler yaşamlarının sonuna kadar devrimci çizgide yürüdüler. Burjuvaziyle uzlaşmaz bir politika izlediler. Proletaryanın nihai kurtuluşunu her koşulda ve her yerde partizanca savundular. Ve her koşulda devrimi savundular, devrim için mücadele verdiler. Küçük burjuva hareketlerin günlük politikalarına bakın, orada burjuvaziyle sınıf iş birliğinden başka bir şey bulamazsınız. Küçük burjuva sosyalist hareketler, büyük proleter devrimci önderlere çok uzak, burjuvaziye çok yakınlar. Büyük devrimciler, kendi zamanlarının gerektirdiği devrimci mücadeleyi yürüttüler. Bugün, zamanımızın devrimci mücadelesini vermeyenler, o büyük devrimcileri hiç anlamamıştır. Ve hiçbir zaman da anlayamayacaktır.

Asıl mesele dünyayı yorumlamak değil, onu değiştirmektir. Dünyayı en iyi şekilde yorumlayanlar, onu değiştirmek için mücadele edenlerdir.