Mart Notları

İnsanlığı “tüm çağların kirinden” kurtarmak için bir devrime ihtiyacımız var.
Devrim zafere ulaşana, toplum değişene kadar HİÇBİR HEDEF SON DEĞİLDİR!
Devrimler ve devrimi oluşturan ayaklanmalar tarihin düğüm noktalarıdır. Yeni bir durum yaratırlar. Tarihin düğüm noktalarını birçok yanıyla aydınlatmamız gerekiyor. Tarihin düğüm noktalarını oluşturan büyük olaylar ancak kendi gelişimi ve bütünlüğü içinde aydınlatılabilir.
Gezi Haziran Ayaklanması ve Mart Ayaklanması, tarihin düğüm noktalarıdır. Devrimin zaferi için, sayısız eylemden ve bir dizi ayaklanmadan geçilecektir. Buradan çıkan sonuçlar, gelecekteki sınıf savaşında uygulanacaktır.
Mart Ayaklanması’nın dolaysız etkisinde tutulan bu notların amacı tam da Mart günlerini aydınlatmak ve gelecek için sonuçlar çıkarmaktır.
1- Kesin bir şey olacaktı. 19 Mart’ta kıvılcım yangına dönüştü. Mart Ayaklanması patlak verdi. Ayaklanma sayısız olay ve eylem tarafından oluşturuldu. Mart Ayaklanması bir olayla başlamadı. Her cephedeki sınıf çatışmaları bir ayaklanmaya, bir devrime doğru gelişiyordu. Gezi Haziran Halk Ayaklanması ve 6-8 Ekim Ayaklanması’ndan sonra, yeni bir ayaklanma kaçınılmazdı. Tarihi bilmiyorduk, fakat kaçınılmaz ve zorunlu olarak gündeme geleceğini biliyorduk ve söyledik. Yeni bir ayaklanma kaçınılmazdı. Çünkü, Gezi’yi yaratan koşullar ortadan kalkmamıştı. Aksine, Gezi’yi ve sayısız küçük patlamaları yaratan koşullar derinleşmişti. Bu koşulların yeni bir ayaklanmaya varacağı çok açıktı.
2- Tekelci kapitalist sistem, her şeyi uç noktaya vardırdı. İşçilerin sömürülmesini yoğunlaştırdı. Çalışanlar daha bir yoksulluk ve yoksunluk durumunda. İşsizlik patladı. Köylüler daha yoksul duruma geldi. Emekliler ölümcül koşullara mahkum edildi. Bir kutupta aşırı zenginlik, diğer kutupta aşırı genel yoksulluk ve derin sefalet. Sınıflar uçurumu çok büyüdü. Bununla doğrudan bağlantılı olarak zihinsel çöküş, soysuzlaşma, yozlaşma, tüm insan ilişkilerinin çürümesi ileri boyutlara çıktı. Sınıf çelişkileri derinleşti ve keskinleşti. Sınıf karşıtlığı derinleşti. Bu koşullarda genel bir ayaklanma kaçınılmazdı.
Bugünkü siyasi iktidarın misyonu, sömürü ve tahakkümün, sosyal felaketlerin, sosyal yıkım ve halkın sefaletinin en uç noktaya götürülmesini sağlamak ve hızlandırmaktır. Tam da bu dönemde büyük ayaklanmaların olması rastlantı değildir. Ayaklanmalar, verili, ekonomik, toplumsal ve politik koşullar tarafından beslendi.
3- Patlayıcı toplumsal durum yıllardır var. Ekonomik ve siyasi krizin şiddetlenmesiyle ayaklanmanın koşulları daha da derinleşti. Patlayıcı koşullar sadece bir durum değildir. Yani yalnızca patlamaya her an hazır potansiyel bir durum yoktur. Patlayıcı  durum sayısız patlamayla harekete geçti, yani fiili bir gelişme vardır. Bu koşullarda, ne eylemler eksik kaldı ne eyleme katılanlar azaldı.  Tam tersine, eylemlerin ve eylemcilerin niceliği hızla arttı. Bütün olaylar ve eylemler dizisi Mart Ayaklanmasına aktı.
4- Her şey içinde bulunduğu tarihi ortama bağlı. Mart Ayaklanması’nın içinde olduğu tarihi ortam sınıf savaşının yoğunlaştığı ve şiddetlendiği gelişmeler tarafından biçimlendi. Bireysel veya örgütlü, kolektif kitle başkaldırısının gözle görülür bir artış gösterdiği koşullardan geçiyoruz. İçeride devrim yükselişte. Devrim dünyada da yükselişte. Dünya devrimi önlenemez bir güçle ilerliyor. Doksanlarda, sosyalist ülkelerde kapitalizm yanlılarının geçici olarak iktidara gelmesinin üzerinden fazla bir zaman geçmeden, kapitalist dünyayı altüst eden, yeni bir devrim dalgası patlak verdi. Uzun süre ayaklanmalara sahne olmayan emperyalist ülkeler, anti-kapitalist ayaklanmalarla çalkalandı. Bu ülkelerin bazılarında bir Yüzyıl boyunca görülmeyen büyük başkaldırılar sökün etti. Devrimci ayaklanmalardan ve devrimden korunaklı ülke yoktur ve olamazda. Yeni bir dünya için eski dünyaya başkaldırı yıllardır sürüyor. Ayaklanmalar Latin Amerika’da ve bazı Arap ülkelerinde devrime dönüştü.
Doksanlarda “Che Yüzyılı” sürüyor dedik, “Che Yüzyılı” toplumsal devrimler çağına dönüştü. Artık her ülkedeki sınıf savaşı, devrimci çağın etkisinde gerçekleşiyor. Gezi böyle bir tarihi ortamda gerçekleşti. Mart Ayaklanması bu ortamda gerçekleşiyor. Mart eylemleri Gezi ile temelde aynı tarihsel ortamda gerçekleşiyor. Fakat daha önce olmayan, yeni denilecek gelişmeler var. Mart eylemleri ekonomik ve toplumsal yıkımın yeni boyut kazandığı, burjuva cumhuriyeti tarihinin en büyük ekonomik kriz ve sosyal yıkımın yaşandığı, sınıf savaşının tüm saldırı, baskı, şiddete karşın, sertleştiği ve iyice şiddetlendiği, kapitalist sistemin ve siyasi iktidarın iyice teşhir olduğu, hükümetin daha da zayıf düştüğü; buna karşın devrimci hareketin güçlendiği bir ortamda patlak verdi. Kısacası, içinde olduğumuz tarihi ortam açıklanmadan Mart eylemleri ve ayaklanması açıklanamaz. Böylesi tarihi ortamda, en küçük bir olay büyük olaylara dönüşebilir. Büyük olayların şu ya da bu olayla başlaması bir rastlantıdır ve ayaklanmanın geneli açısından bir önemi yoktur. Büyük olayları yaratan koşullar ve başlatıcı olayı aşan ayaklanma doğru olarak kavranmalıdır. Koşulları olgunlaşmışsa  şu ya da bu olay, genel halk ayaklanması için sadece genel bir bahanedir. Bu koşul ve ortamda, genel başkaldırı için, herhangi bir olay, genel bir bahane rolü oynayabilir.
5- Sosyalizm hedefli anti-kapitalist eylemlerin tek biçimi yoktur. Eylemlerin biçimi çok çeşitlidir. Kapitalizmden sosyalizme geçişin biçimleri sonsuzdur. Proletaryanın toplumsal devrimlerinin hem ortak yönler vardır hem de ülkenin özgül tarihi koşullarından kaynaklı farklılıkları vardır. Toplumsal devrimlerin ortak yönlerini ve farklı yönlerini görmeliyiz. Tüm biçim farklılıkları, içinde olduğu tarihi ortama bağlı. Tarihi ortam değişince, proletaryanın örgütlenme ve eylem biçimlerinde değişim olur.
Nasıl ki eylemlerin çeşitli biçimleri varsa, eylemin yüksek bir aşaması, yüksek bir biçimi olan isyanların ve ayaklanmaların da çeşitli biçimleri vardır. Mart Ayaklanması, Gezi ile hem ortak yönlere sahip, hem de farklı biçimleri var. Eylemlerdeki farklı biçimi görmemiz gerekiyor. Yarınki ayaklanmalar, değişen tarihi ortama bağlı olarak yeni biçimlerle ortaya çıkabilir. Mart Ayaklanması Gezi Haziran Ayaklanması’nın ikinci bir baskısı ya da güncel hali değildir. Yeni yönler, yeni biçimler, yeni türler hep olacaktır. Yeni olanı, değişeni arayıp çıkarmalıyız. Çünkü gelişmeleri ancak bu yolla karşılayabiliriz.
6- Burjuva muhalefet partisi, İstanbul belediye başkanı görevden alınıp tutuklanınca, bir düzen ve devlet partisi olarak durumu protesto etmek için Saraçhanede toplandı. 19 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nin cesur öğrencileri, göğüs göğüse çatışarak, polis barikatını yarıp, Saraçhane’ye geldiklerinde muhalefet partisi durumun kendisini aştığının farkına vardı. Bir düzen partisi olarak, doğası gereği, kendisini besleyen düzene karşı harekete geçemezdi. Düzene karşı gelişen bir hareket doğmuşsa, o hareketi kendi tarzında, yeniden düzene bağlamak bu partinin varlık nededir.
19 Mart’ta İstanbul Üniversitesi, ODTÜ, Boğaziçi, Ege Üniversitesi ve diğer üniversitelerde öğrenciler ayaklandı. Ayaklanma kadınlar ve işçilerin etkin katılımı sayesinde tüm topluma yayılmaya başladı. İşte tam da bu nedenle burjuva muhalefet partisi sokağa sahip çıktı. Amacı, başkaldıran ve devlet güçleriyle çatışan kitleleri kontrol etmek ve denetim altına almaktı. Onların en korktukları şey, ayaklanmanın daha ileri gitmesi ve devrime dönüşmesidir. Bu sonuç doğmasın diye büyük çaba harcadılar. Hatta kendilerinden beklenmeyecek bir anlayışla sokaktakilerin arkasında durdular. Fakat ne oldu? Ayaklanan kitleler devrim sloganları atıyordu. Burjuva sistemin ötesini ve ilerisini işaret ediyordu. Dolayısıyla devrimci kitleler burjuva muhalefeti sel gibi aşıp geçti. Onları aşan, onların dışında gelişen bir durum doğmuştu. Bahar seli gibi akan devrimci dalgayı engelleyemedi ve engelleyemezdi.
Muhalefetin inisiyatifi tamamen ele alması ve başkaldıran insanları kontrol etsin diye, burjuvazinin işbirlikçisi olan reformist ve oportünist hareketler çok uğraştı. Çünkü eylemlerin devrimci bir ayaklanma biçimini alması ve devrime doğru ilerlemesi, onların da hiç istemediği birşeydi. Eylemlerin devrime doğru gelişmesi onların burjuva güçlerle olan konsensüsünü bozabilirdi. Böylece bir kez daha burjuva muhalefetin basit bir eklentisi olarak davrandılar. Ama böylece, tüm iplikleri pazara çıktı.
Amaç, burjuva muhalefeti bir umut durumuna getirmekti. Kimler muhalefeti bir umut yapmak istiyor? Tekelci sermaye -TÜSİAD, AB, ABD, NATO. Kısacası işbirlikçi tekelci sermaye ve emperyalizm. Bu durum Türkiye’ye özgü değildir. Burjuva iktidarın yıprandığı her yerde komünistler ve diğer devrimci güçler doğan durumdan yararlanmasınlar ve daha da güçlenmesinler , devrimci yollardan iktidara gelmesinler diye sermaye güçleri muhalefeti iktidara hazırlar, sahte umut yaratılır. Başkaldıran ve savaşan kitleler bu yolla yeniden düzene bağlanır. Böylece bu kritik anda, burjuvazinin sınıf egemenliği ve sınıf düzeni güvenceye alınmış olur. Ne var ki, olayların devrimci biçimde gelişmesi, onların tüm palanlarını bozuyor, hedeflerini boşa çıkarıyor. Sokağı kontrol edemediklerini kesin olarak anlayan burjuva güçler, sokak eylemlerini sona erdirmek için Maltepe mitingini yaptılar ve seçime yüklendiler. Düzen partisinin gideceği yer yine düzen sınırlarıdır. Böylece yaratılmak istenen yalandan umut çabuk suya düştü. Küçük burjuva uzlaşmacı siyasetlerin tüm yüzü açığa çıktı. Ya eski toplumun bir gücüsün ya da yeni bir dünya için savaşan devrimci bir güçsün. Bunun ortası yoktur.
7- Yeni bir hareket gelişiyordu. Yeni harekete yeni sloganlar gerekti. Yani sürekli yeni şeyler söylemek gerekiyor. Tutucu, statükocu olan, bir düzen gücü yeni şeyler söyleyemez. Yeni diye söyledikleri her şey, eski şeylerdir. Burjuva muhalefet, uzun süre eski şeyler çerçevesinde sloganlar, politik kampanyalar başlattı. Fakat ortaya konanların hiçbiri değişen kitlelerin arzularına, özlemlerine isteklerine ve eğilimlerine yanıt vermedi. Sonuçta, yeni ve etkileyici bir şeyler söylemek adına, komünistlerin görüş ve sloganlarını kullanmaya karar verdiler. İktidar olsun, muhalefet olsun, işçi hareketi içindeki reformist ve oportünistler olsun, uzun zamandır Leninist Partinin görüşlerini alıp, içeriğinden soyundurup, kendi anlayışlarına uygun hale getiriyorlar. Çünkü, burjuva sistemin tüm argümanları tükenmiştir. Bu argümanlara dayanarak, değişen, yeni olana, yeni bir geleceğe yönelen insanlar üzerinde bir etki yaratamaz. Burjuva güçler bu durumdan çıkmak için, komünistlerin bilgi ve düşünce hazinesine yöneldiler. Tıpkı Nazım Hikmet’i kendi amaçları için kullanma çabalarında olduğu gibi bu sefer de Alman komünist şair Bertolt Brecht’e başvurdular. Daha doğrusu, zaten sosyalist hareket tarafından uzun süredir kullanılan şairin sloganlaşan dizelerine başvurdular: Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz! Ne var ki, bu devrimci sloganı da gerçek devrimci-sosyalist içeriğinden yalıtarak alıp kullandılar. Sloganı açıkça çarpıttılar. Neyden kurtuluş? Kapitalizmin ezip sömürdüğü isçi sınıfı ve diğer emekçi kitlelerin, kapitalizmden kurtuluşu. Kapitalizmin bütün yıkıcı ve devrimci güçlerini kapitalizmi yıkmaya çağrıdır! Yani burjuva muhalefetin savunduğu ve dayandığı toplumsal temellerin havaya uçurulmasına bir çağrıdır. Uzlaşmacı siyasetler, devrimci-sosyalist bir sloganın bu şekilde çarpıtılmasına ses çıkarmadıkları gibi sloganın bu şekilde kullanmasına destek oldular. Mesele kof bir şekilde birlikte hareket etmek değil. Neye karşı, ne için ve kimlerle birlikte. Sloganlar ve birliktelik sınıfsaldır. En ileri noktası ise sınıfsal ittifaktır. Sınıfsal ittifak ise kapitalizmin ezdiği güçler arasında olur. Ezenlerle ezilenlerin arasında değil.
8- Burjuva muhalefet, sokaklar gerici burjuva cumhuriyetin değerlerini, bu modası geçmiş fosilleşmiş ögeleri savunsunlar diye elinden geleni yaptı. Fakat başkaldıranlara statükoyu kabul ettiremedi ve ettiremezdi de. Çünkü, başkaldırı statükoya karşı bir içeriğe sahiptir. Uzlaşmacı siyasetlerin de yıllarca bu yönde uğraşları var. Mart Ayaklanması’nda, devrimci kitlelerle burjuva muhalefet yan yana geldiler ancak aralarında sınıfsal antagonizma var. Dolayısıyla burjuva muhalefet kendi hegemonyasını emekçi kitlelere ve devrimci gençlik ile kadınlara kabul ettiremedi ve kabul ettiremezdi. Devrimci güçler ise proletaryanın hegemonyası ve kurtuluşu uğruna savaşıyorlar.
9- Muhalefet iktidarı erken seçime zorlarken ve bu amaçla, Cumhurbaşkanı adayı için ön seçim sandıkları kurarken devrimci kitleler, “çözüm sandıkta değil sokakta” diyor. Bu, Leninist Parti’nin bir süredir ortaya koyduğu, sokakta birlikte ve sokakta kazanacağız politik tespit ve sloganlarının geniş kitlelerce benimsenmesinden başka bir şey değildir. Bu, kitlelerin devrimcileşmesi ve devrim için mücadelesidir. Sokaklar, ne için savaştığının bilincinde. Sokakta devrim fırtınası yükseliyor. Bu, dünya proletarya hareketinin devrimci geleneklerinin günümüzdeki izdüşümüdür. Elbette yeni koşullarda ve yeni zeminlerde. Büyük devrimci önder Rosa Lüksemburg, 1907’de yaptığı bir konuşmada 1905 Rus devrimini devrimci bir bakış açısıyla ele alırken, sözleri hala nasıl da önemini koruyor.
“Rus Sosyal-Demokrasisi, Marx’ın öğretisinin ilkelerini devlet yaşamı içindeki sessiz bir parlamentarist süreçte değil, fırtınalı devrim sürecinde uygulamanın zor olma onurlu görevini ilk üstlenen olmuştur.”
Martın bu sıcak günlerinin yarattığı devrimcileştirici etkiyi, parlamentarist mücadelenin onlarca yılı sağlayabilmiş midir? Kesinlikle sağlayamamıştır ve sağlayamaz da. Sokaklarda devrim sloganlarıyla yürünen, göğüs göğüse çarpışan devrimci kitleler bu ağır baskı ve saldırı günlerinde devrimci önderlerin ve devrimci kitlelerin en iyi geleneklerini temsil ediyorlar.
10- Gerek muhalefet, gerekse de reformist partiler 19 Mart’ta başlayan ve hızla genel bir ayaklanmaya dönüşen eylemleri kitlelerin bir “itirazı” olarak göstermekte anlayış birliği içinde. Milyonların günlerce devlet güçleriyle çatışmasını ve politik hedeflerini itiraz olarak göstermek, kapsamlı ve derinlikli bir tarihsel hareketi, basitleştirmek, onun kapsamını daraltmaktır. Milyonların, yalnızca siyasi iktidar ve “tek kişi yönetimi” ile sorunları yok. İnsanların bu sistemle sorunları var. Kaldı ki “tek kişi yönetimini” tekelci kapitalizmden, burjuvazinin sınıf egemenliğinden ayrı gösterirseniz, kapitalizmin işleyişini kavrayamamışsınız demektir.
İnsanlar yalnızca kapitalist sistemin insanlık dışı koşullarına karşı çıkmıyorlar. Aynı zamanda insanca koşulları gerçekleştirmek için mücadele yürütüyorlar.
11- Küçükburjuva siyasi hareketler ve oportünist siyasetler Gezi Ayaklanması’nı nasıl bir “direniş” olarak gösterdilerse, Mart Ayaklanması’nı da “itiraz” veya “direniş” olarak gösteriyorlar. Bir olguyu, süreci ve olayı doğru olarak tanımlamazsanız, doğru sonuçlara ulaşamazsınız. Bu siyasetler, bu topraklardaki sınıf mücadelesini her zaman ılımlı olarak gösterdiler. Olguları gerçek anlamıyla tanımlamanın önündeki asıl engel sahip oldukları anlayıştır. Devrimci bir bakış açısına sahip olmadılar. Olayları doğru anlamak için devrimci sorular seçmediler, devrimci cevaplar vermediler, devrimci sonuçlara ulaşamadılar. Diğer bir neden konumlanışları, devrimci taktikleri ve devrimci stratejileri hayata geçirmeye uygun değil. O kadar geri düştüler ki yeni gelişmeleri karşılamak için konumlarını değiştireceklerine, olguları, olayları geri düzeyde gösteriyorlar. Ve olanlara, ayaklanma diyerek kendi yasal konumlarını statükolarını bozmak istemiyorlar. Statükoculuk, bu partilerin bitmesini getirir.
12- Burjuvazi devrimci kitlelerin en zorlu şartlarda başeğmez bir mücadeleyle elde ettiği, mücadelenin meyvelerine el koyamayacaktır. Burjuva muhalefet, devrimci komünistlerin, onyıllarca, dünyanın en ağır baskıları altında, birkaç kuşak boyunca soluk soluğa verilen devrimci kavgayla sağladığı devrimin kazanımlarını gasbetmeye çalışıyor. Uzlaşmacı siyasetler, sistem muhalefetine, bu düzen ve devlet partisine bu konuda, tam destek veriyor. Yakın zamanda gerçekleşen Tunus, Mısır ve Sudan’da, burjuva güçlerin devrimin kazanımlarını nasıl gasbettiğini gördük. Türkiye’de burjuva güçler daha önceden harekete geçerek, devrimci mücadelenin yarattığı tüm sonuçları yozlaştırarak kendine mal etmek çabası içinde. Burjuvazinin devrimci kavganın meyvelerine elkoymasını önlemenin yolu, devrimci mücadeleyi, burjuvazinin bütünlüğüne karşı yürütmek ve devrimin zaferine kadar sürdürmektir. Burjuvazinin bu yöndeki politikası tespit edilmeli. Burjuva muhalefet, iktidara geldiğinde, devrimci mücadele, onların iktidarına karşı da kesintiye uğratılmadan devam ettirilmelidir.
13- Mart Ayaklanması ne kadar güç biriktiğini, devrimin ne kadar büyük bir kitle potansiyeline sahip olduğunu açığa çıkardı. Bu defa, Gezi Ayaklanması sırasında olduğundan daha büyük bir güç biriktiği ortaya çıktı. Bugüne kadar sayısız eylem yapıldı ve her eylem belli bir gücü harekete geçirdi. Fakat asıl büyük güç genel ayaklanmada ve devrimde harekete geçer. İnsanlar ancak o sırada, ne kadar güç birikimi olduğunu görüyor. Derinlikli bir kavrayışı olanlar daha önceden, büyük bir güç biriktiğini ortaya koyarlar. Biz, büyük gücün olduğuna her zaman işaret ettik.
14- Devrimci dönemlerin örgütlenme biçimi, komiteler biçiminde örgütlenmektir. Komiteleşme, meclisler biçiminde örgütlenme Gezi sürecinde de görüldü. Daha sonra dağıldı. Fakat mücadelenin çeşitli cephelerinde çeşitli biçimlerde devam etti. Mart Ayaklanması’nda yeniden önem kazandılar. Öğrencilerin Ayaklanması’nda temel örgütlenme biçimi oldu. Öğrenci meclisleri eylemde kolektif davranmanın da araçları oldular. Komiteler, Mart günlerinde ayaklanma organları rolünü oynadı. Ayaklanma araçları biçiminde örgütlenmek, komitelerin ve konseylerin (meclislerin) temel bir işlevidir. Mart Ayaklanması komitelerin bu rolünü ve yeteneğini pekiştirmiş oldu. Komiteleşme artık başkaldıran kitlelerin bilincine ve mücadelesine yerleşmiştir. Salt propaganda araçları değiller. Pratik mücadele araçlarıdır. Yarın devrimde daha ileri ve kapsamlı bir rol oynayacaklardır.
Komiteler, konseyler (meclisler) parlamento dışı mücadelenin, sokak mücadelesinin doğrudan devrimci mücadelenin temel mücadele araçlarıdır.
15- Proletaryanın eylemlerde diğer emekçilerle, küçük burjuvaziyle yanyana geleceği çok kesin. Devrimci sınıf çeşitli güç ve eylem birliklerinde ortak davranma adına, bağımsız sınıf politikasından, bir an bile vazgeçmemelidir. Çünkü devrimin zaferi, mücadelenin bu noktaya kadar gitmesinin güvencesi ve proletaryanın ittifak içinde erimemesini sağlayan bağımsız politika izlemesidir. Bağımsız sınıf hattında yürümesi, sosyalizm amacından geliyor. Proletaryanın halka ve devrime önderliği bağımsız devrimci siyasi çizgide yürümesine bağlı.
Ayaklanmanın devrime kadar yarı yolda kalmadan ilerlemesi, proleter sınıfın, eylemlerde, pratik olarak devrimci rol oynamasına bağlıdır. Sendikalar, Gezi’de olduğu gibi Mart Ayaklanması’nda da etkisiz rol oynadılar. Sendikalarda örgütlü işçiler, yönetimlere rağmen, kendiliğinden eylemlere katıldılar. İşçiler, ayaklanma öncesi, yaygın bir eylemlilik sürecine girdiler. Eyleme geçtikleri her yerde eylemdeki kararlı mücadeleleriyle toplumda iz bıraktılar. Gelecekteki büyük eylemlerde işçilerin daha etkin rol oynayacağı ve sonuna kadar tutarlı davranacağı çok nettir. Mart Ayaklanmasıyla işçi sınıfı hareketi ve emekçi hareketi daha da güçlendi. Amacımız, devrimci propaganda ve siyasal mücadele kararlarını etkin biçimde kullanarak, proletaryanın entelektüel, siyasal ve ekonomik kurtuluşunu sağlamak için toplumsal devrimi başarmaktır. Biz, bütün eylemlere bu bütünlüklü bakış açısıyla bakarız. Amaca ulaşana kadar, her yerde ve her zaman devrimci mücadele yolunda ısrar edeceğiz. Toplumsal kurtuluş kavgasında proletarya sadece bir güç değil, bir akıldır.
16- Her özgül tarihsel durum devrime giden yeni yollar açar. Gerçi, Gezi’nin içinde gerçekleştiği tarihsel koşullarla, Mart Ayaklanması’nın içinde hareket ettiği tarihi koşullarda temelde bir değişim olmadı. Fakat temelde bir değişim olmasa da, bir değişim oldu ve mücadelede bu durum göz önünde bulundurulmalıdır.
Her ciddi eylem, isyan ve ayaklanma devrime hangi yollardan ve nasıl gidileceğinin pratik deneyimini verir. Gezi Ayaklanması bize bunun bir örneğini verdi. Mart Ayaklanması da, bu örneğe yeni şeyler kattı. Her ayaklanma veya bir dizi eylem, devrim stratejisine ve taktiklerine yeni yönler, yeni unsurlar vb. katar. Milyonların siyasal ve sosyal pratiğinden sonra devrim stratejisi daha da derin ve kapsamlı hale geldi.
17- Bugüne dek yapılan eylemler dizisi, irili-ufaklı ayaklanmalar, halk isyanları, gençlik mücadelesi, kadın isyanı ve özgürlük mücadelesi kısacası, devrimci mücadele tarihi bize birçok şey öğretti. Mücadele deneyimimiz ve devrim anlayışımız derinleşti. Devrimin bize öğrettikleriyle canlı sınıf mücadelesinde daha etkin bir rol oynuyoruz. Ama biz de, devrim tarihine birşeyler öğrettik. Eylem, isyan ve ayaklanmalar hakkında yaptığımız değerlendirmelerle, eylemleri aydınlattık. Mücadeleye devrimci perspektifler sunduk. Yeni taktikler geliştirdik. Gezi’den sonra bunu yaptık. Şimdi Mart Ayaklanma günleri için de yapıyoruz. Ayaklanma günleri yazıları, bu süreci ele alırken, eylemlerde ortaya çıkan devrimci değerlerin gelecekteki sınıf mücadelesine taşınmasını sağlayarak buradan elde edilen sonuçlar yeni bir mücadelenin başlangıcı olacaktır.
18- Eylemlerin gerçekleşme biçimi, cesaretin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. İşçilerin, gençliğin ve kadınların cesareti, toplumu cesaretlendiren bir olgudur. Kitlelerin yürekli eylemleri, Mart günlerinde ortaya çıkması, uzun sürenin bir olgusudur. Yıllarca devrimci güçlerin en riskli durumlarda giriştikleri cesur eylemler, bugünkü eylemleri yapanları cesaretlendirdi, teşvik etti. Cesaret, burjuvazinin en ağır en şiddetli saldırıları altında bir anlam taşıyabilir. Bu koşullarda mücadele gerçek anlamda cesaret gerektirir. Mücadeleci kitleler sadece örgütlü olarak değil, bireysel olarak da cesurca davrandı. Cesaret Mart günlerinde en yaygın olduğu dönemi yaşadı. Kitleler en zorlu koşullarda cesaret gösterir ve gösterdiler de. Burada sorun yok. Sorun, kitlelerin savaşçı gücüne dayanarak siyasi iktidarı ele geçirmeyi bugünün görevi olarak önüne koymakta. Kitleler, devrimci bir siyasi önderliğin yönetiminde, devrimi ve siyasi iktidar sorununu da çözmeyi başaracaktır. Sıra bunda. Devrimin zaferi için bir dizi ayaklanma gerekse de, sıra devrimi başarmakta.
19- Emekçi halk kitlelerinin sorunu, bu toplumsal  sistemle. İnsanca bir hayat özlemini, arzusunu yaratan kapitalizmin insanlık dışı koşullarıdır. Emekçi insanlığın çelişkisi bu toplumsal yapıyla, çatışması da aynı yapıyla. Bu toplumsal sistemin dar toplumsal yapısı, insanlığın gelişmesinin, yeni bir tarih başlatmasının önünde engeldir. Burjuva sistemin dar toplumsal yapısı, insanları ve doğayı tutsak almış durumda. Bu dar yapının zincirlerinden kurtulmak, özgür ve insani yarınların temel koşuludur. Yürütülen devrimci mücadelenin toplumsal ve siyasi kapsamı doğru olarak kavranmalıdır. Bir sistemin yerini yeni ve daha ileri bir sistemin alması, bütünsel toplumsal devrimi gerektirir zorunlu olarak. Başka bir anlatımla emekçilerin çatışması ve savaşı burjuva güçlerin bütünlüğünü karşısına alır.
20- İnsanların yeni, insanca bir hayat kurmalarının önündeki engel burjuva toplumsal sistem ve bu sistemin politik yapısıdır. Burjuva politik yapı yıkılmadan insanlar yeni bir toplumsal ilişki kuramazlar. Dolayısıyla burjuva devlet makinesini yıkmak ve iktidarı ele geçirmek, yeni bir yaşamın yolunu açar. Bu bilinçle işçilerin, gençliğin, kadınların mücadelesi devlete karşı gelişti. Kapitalizmin ezdiği tüm güçlerin ortak mücadelesi devletle çatışma içinde pekişti. Ezilen ve sömürülenler devlete karşı ortak hareket edebilirler. Çünkü burjuva devlet hepsini eziyor. Çünkü bu devlet hepsinin kurtuluşunun önünde bir engel. Gezi Haziran günlerinde olduğu gibi, Mart günlerinde de devlete karşı birlikte çatıştılar. Yarın devleti birlikte, birleşik bir mücadeleyle yıkarak kurtulacaklardır.
21- Gençliğin, kadın ve erkeklerin militan devrimci eylemleri olmadan, polis barikatları yıkılıp aşılamazdı. Gençlik ve halk kitleleri ayaklanmayı günlerce sürdürdüyse bunun temelinde gözünü budaktan esirgemeyen bir militanlık var. Militan radikal mücadele öğrencilerle sınırlı olmadı. Geniş kitlelerin hareket biçimi oldu. Mart eylem günleri, yarın polis barikatlarının nasıl devrilip geçileceğinin yolunu gösteriyor. Bu devrim yolunun nasıl açılacağının ileri bir örneğidir. İyi bir örnek başka zamanda da taklit edilir.
22- Olayları doğru olarak anlamak için, devrimin zaferi bakış açısıyla bakılmalı. Bu bakış açısıyla hareket eden devrimci işçiler ve devrimci işçiler partisi olayları, isyan ve ayaklanmayı ilk somut sonuçlarıyla değil, devrimci mücadeleye yeni bir itiş vermesi, devrim için yeni bir kalkış noktası olması ve yeni bir mevzi işleviyle ele alır. Mart günlerinin eğilimi tam da bu yöndedir. Mücadeleci insanlar günlerce süren eylemleri devrimdeki yeri açısından değerlendirir. Tüm bu eylemler dizisi devrimi oluşturuyor ve devrimin birer dayanağıdır.
Eylem süreci boyunca, eylemci kitlelerin arasında yeni tip ilişki gelişti. Eyleme doğrudan katılmayan insanlarla, eylemciler arasında yeni duygular kuruldu. Toplumun çoğunluğu eylemlere sempati duydu ve destek verdi. Faşizme ve sermayeye karşı mücadele kapasitesi güçlendi. Devrim deneyimi elde edildi. Bu olgular devrimin asıl kazanımlarıdır.
23- Devrimci kitle eylemleri, devrim eğitimi okuludur. Devrim eğitimi okulundan milyonlar geçti. Ayaklanma günlerini bu açıdan görmeliyiz. Burjuvaziyle çatışmanın ilk sonuçları ne olursa olsun, çatışmalı süreç, devrim için çelikleştirici, yetkinleştirici okuldur. Bu süreçten geçen devrimci kitleler, devrimi başarmak için birikimli, donanımlı bir konuma, nitelikli bir düzeye gelmiş olurlar. Bu insanlar iktidarı aldıklarında onu korumasını ve devrimi devam ettirmesini de bilirler. Bu nedenle devrim okulundan geçmek, devrimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Devrim eğitiminden geçmiş olmanın ilk meyvelerini yine pratikte eylemler sırasında alıyoruz: Eylemler daha becerikli ve yetkin biçimde örgütleniyor.
24- Tarih, bir kez daha yirmi yılın bir günden daha uzun olmadığı günlerden geçiyor. Bu yoğun devrimci günler sadece bu sırada, başka zamanlar kolay kolay görülmeyen milyonları aynı anda harekete geçirmesi bakımından değil, sistemin teşhir olması, ya da kitlelerde bilinç sıçraması, dönüşüme uğraması bakımından yani nitel olarak da kısa süre yoğun-yüklü geçiyor. Tarih, bu sırada daha da hızlanır. Tarih, kısa tarihtir. İnsanlar kısa sürede büyük bir dönüşüme uğrar. Devrimci komünist partinin görüşleri kısa sürede hayata geçer. Bunlar, tarihin fırtınalı günleridir. Kısa sürede büyük değişim olur. Gezi günlerinde ve Mart günlerinde bunu çok net olarak yaşadık. Dolayısıyla, öncekinden farklı bir durum doğmuştur.
25- Mücadelede motor rol oynayan kitlelerin devrimci hareketinin ardında proletaryanın sınıf mücadelesi tarihi var. Devrim deneyimleri var. Sosyalizm var. Bütün bu devrimci gelişmeler, devrimci kitlelerin bilincini kuşatıyor. Eyleme geçenlerin bilincini şekillendiren ögeler, olgular, kavranmazsa Mart günlerinin derinliği kavranamaz. Eylemcilerin nasıl bir fikir-tarih bilinci donanımıyla yüklü oldukları mutlaka anlaşılmalıdır. Halk kitleleri, o anda ortaya atılmış bir kaç sığ sözle günlerce çatışmazlar. Bu eylemlerin arkasında dünya devriminin yükselttiği-yarattığı devrimcileştirici etkisi var.
26- Ayaklanma gibi önemli tarihsel olaylar, basitçe hak ve adalet eylemleri olarak gösterilemez, bu basit bakış tam da burjuvazinin bakışıdır. Onlar, eylemlerin derinliğini görmek istemezler. Sistemi aşmasını istemezler. Gerçekte milyonlarca insanın bu büyük tarihi ayaklanması sistemin ötesini ve ilerisini gösteriyor. Toplumun devrimci dönüşümünü, insanların kapitalizmin zincirlerinden kurtulmasını hedefliyor. Mart Ayaklanması’nda devrim sloganları, kapitalizmden kurtuluş sloganları, Gezi Ayaklanmasına göre daha belirgindir ve öne çıkmıştır. Kurtuluş Yok Tek Başına sloganını gerçek anlamından saptırmak isteyenler olsa bile, bu kadar öne çıkması ve baskın gelmesi kitlelerin dünyayı değiştirme isteğini ve mücadelesini anlatıyor. Devrim ve sosyalizm sloganlarının bu denli egemen olması, emekçi halk kitlelerinin amacını ortaya koyuyor.
27- Çağımız toplumsal devrimler çağıdır. Tarihin en köklü toplumsal dönüşümler çağıdır. Hiçbir ülkede sınıf mücadelesi, politik çatışmalar, çağın etkisi dışında kalmaz. Hem bir çağda yaşayıp hem de çağın dışında kalamazsın. Devrimci çağın tipik bir özelliği, olaylar yönünde çok zengin olmasıdır. Bu çağda meydana gelen olay, tarihteki olayların toplamıyla karşılaştırılabilir ancak. Yalnızca Mart günlerinde 12 günde ne çok olay ve eylem gerçekleşti. Bu topraklar, olayların zenginliği ve yoğunluğu bakımından dünyanın ön sıralarında. Çünkü bu ülke, devrime gebe. Her şey karşıtına dönüşme sürecinde. Devrimin bütün koşulları olgunlaşmıştır ve bir aradadır. Mart Ayaklanması bu süreci hızlandırdı ve bizi iktidarı almanın kapısına kadar getirdi.
28- Yeni tarihsel koşullar, dünyada ortaya çıkan yeni durum, karşımıza yeni mücadele biçimleri, kazanmanın yeni yol ve yöntemlerini çıkarır. Devrimci komünist güçler, devrimci işçiler, yeni gelişmeleri karşılayacak kapasite ve yeteneğe sahiptir. Mart eylemleri, devrimci güçlerin ortaya çıkan yeni durumu değerlendirme ve en iyi sonucu alma yeteneğinde olduğunu kanıtladı. Her geçen sürede, her yeni eylemde, yeni koşulları karşılama yeteneği biraz daha pekişiyor. Bu devrim ve komünizm mücadelesinin bir kazanımıdır. Mart sonrası bu konuda daha donanımlı durumdayız.
29- Genelde gençlik, özelde ise öğrenci gençlik Mart 2025 Ayaklanması’nın etkin gücü, etkin aklı ve ateşleyicisidir. Gençlik her eylemde ve isyanda etkin ve vurucu güçtür. Dünyada 90’lardan bu yana olan tüm ayaklanmaların ve devrimlerin etkin gücüdür. Gençliğin eylemlerdeki sürükleyiciliği, ateşleyiciliği olmadan bir ayaklanma ve devrim düşünülemez.
Öğrencilerin Ayaklanmada bu kadar etkili bir konumda olması, yalnızca okullarda faşist devlet baskısı ve hayat pahalılığıyla açıklanamaz. Devrimci gençlik çok iyi biliyordu ki, okullardaki ağır baskı, gericiliğin kuşatması ve emekçi çocuklarının yaşadıkları, toplumun yaşadığı olaylardan ayrı değildir. Bunun farkında olduğu içindir ki kendi mücadelesini hiçbir zaman okulcu istemlerle sınırlamamıştır. Öğrenciler, politik özgürlük olmadan akademik özgürlük olmaz bilinciyle hareket etmişlerdir.
Gençliğin gerçek potansiyelini, devrimci enerjisini harekete geçiren, onları mücadelenin etkin bir gücü durumuna getiren özgürlük mücadelesidir, devrim mücadelesidir. Dünyada ve Türkiye’de 68’den beri bu mücadele devrimci bir gelenek yarattı. Mart Ayaklanmasıyla yalnızca devrimci geleneği yaşatmakla kalmadı, daha ileri gitti. Gençlik mücadele yürütürken “gençlik gelecek gelecek ise sosyalizmdir” bilinciyle hareket ediyor.
30- Gençlik mücadelesinden ve işçi sınıfının mücadelesinden söz ederken kadınların ve erkeklerin birlikte verdikleri mücadeleyi anlatmış oluyoruz. Fakat, kadınların Mart Ayaklanması’ndaki yerini ayrıca belirtmek gerekiyor. Kadınlar Gezi’de olduğu gibi Mart günlerinin de etkin bir gücüdür. Yalnızca isyanların ve ayaklanmaların değil, tüm ilerici, devrimci eylemlerin etkin bir gücüdür. Kadın devrimci bir güç ve akıldır. Kadınların entelektüel gücü anlaşılmadan devrimin entelektüel gücü ve yeteneği anlaşılamaz.
Kadınlar, bugüne kadar tarihteki tüm büyük olayların vazgeçilmez gücüdür. Büyük bir tarihsel olay yoktur ki, kadınlar orada olmasınlar. Fakat bugüne kadar, her büyük tarihsel olaydan, her büyük toplumsal değişimden sonra kadınların köleliği devam etmiştir. Tarihte ilk kez proletaryanın toplumsal devrimiyle kendi kurtuluşlarını da gerçekleştiriyorlar. Bundan dolayıdır ki, kadınlar devrimde bütün gücü, enerjisi ve entelektüel yeteneğiyle yer alıyorlar. Kadınlar güç ve akıl olarak aktif biçimde yer almasalardı Gezi Haziran Ayaklanması ve Mart Ayaklanması değil günlerce, bir gün bile sürmezdi. Kadınların devrimde yer alması, devrimin zaferi için bir ölüm kalım sorunudur.
Kadınlar eylemlerde, isyan ve ayaklanmada birey olarak değil, bir hareket olarak yer alıyorlar. Kadın kurtuluş (özgürlük) hareketi olarak, emeğin ve kadınların kurtuluşu hedefiyle mücadele veriyorlar. Mücadele içinde yeni bir kadın erkek ilişkisi doğuyor. Bireyler arasında yeni bir ilişki biçimleniyor.
31- Eylemlerde ayaklanmanın eğilimini yansıtan bir slogan yükseltildi: İsyan Devrim, Özgürlük! Ayaklanmanın ruhunu yansıtan bu slogana rağmen, burjuvazi ve küçük burjuva siyasi hareketler Mart günlerini, sistem içi olarak göstermek için çok büyük bir çaba içine girdiler. Burjuva muhalefet yanlısı güçler, bu yönde sistemli propaganda yaptılar. Hatta neredeyse Yüzyıllık statükonun destekçisi olarak lanse etmeye kalktılar. Mart Ayaklanması bundan daha yanlış anlatılabilir mi?
Anlaşılması gereken şudur: Milyonlar özgürce yaşadıkları insanca bir toplum özlemiyle kavgaya atılıyor. Geçen Yüzyılın ve günümüzdeki tüm ilerici ve devrimci ayaklanmaların hedefi budur. Özgürlük çağımızın kilit kavramıdır. Özgürlük kavramı Mart günlerinin de kilit kavramıdır. Bu toplum, bir sömürü ve baskı, tahakküm toplumudur. Bu toplumda insanlar ancak, insani ve özgür bir gelecek mücadelesine girişirler.
Bu kadar büyük kitleleri günlerce ağır saldırılar altında eylem halinde tutan, onlardaki özgürlük tutkusudur. Gençlik, kadınlar, işçiler bütün ezilenler ve sömürülenler büyük bir özgürlük tutkusuyla mücadele yürüttüler ve siyasi iktidar gerici saldırılarını ve baskının şiddetini artırdıkça emekçi halk, gençlik ve kadınlar daha büyük bir tutkuyla sarıldılar özgürlük kavgasına. Bu sadece politik özgürlük kavgası değil, esas olarak insani özgürlük kavgasıdır.
32- İnsanlar bu toplumdan umutlarını uzun süredir kestiler. Bunu Mart Ayaklanması’ndan daha iyi ne anlatabilir. Kitlelerin bu toplumdan umudunu kesmesi iyi bir şeydir.  Çünkü, bu umudun bittiği yerde başka bir umut başlar. Halk kitlelerinde doğan umut insanca bir gelecek umududur. Bu aynı zamanda devrimci bir iyimserliktir. Materyalist tarih anlayışına dayanan bir iyimserlik. Bu anlayış bazılarının sandığı gibi sadece geçmişte değil, gelecekte de işler. Buna göre, bu özel mülkiyet toplumu, yerini üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine bırakacaktır. Yeni bir geleceğe sınıf mücadelesi yoluyla varılır. Devrimci halk ayaklanmaları bu yönde bir girişimdir. Devrimci kitleler geleceği ele geçirmek için eylem yapıyorlar.
33- Eski tarihsel dönemin sona ermesi, Marx’ın deyimiyle “tarih öncesinin” kapanıp insanlık tarihinin başlatılması için işçi sınıfının, kadınların, gençliğin iktidarı alması gerekiyor. Mart Ayaklanması iktidar sorununu çözmedi. Fakat yeni Martların hedefi bu olmalıdır. Pankartlarımızın üstüne yazdığımız sloganların gerçekleşmesi iktidarda olmamıza bağlıdır. İktidar sorunu çözülmeden, yeni bir hayat biçimi özlemi, özlemin ötesine geçmez. Yine büyük ve zorlu mücadelelerle yapılan devrimin kazanımları ancak devrimci bir iktidar tarafından güvenceye alınabilir. Kısacası iktidar sorunu devrimin merkezi sorunudur.
34- Siyasi iktidar ve arkasını yasladığı sermaye, var olan şartlarda küçük bir eylemin büyük eylemlere, bir ayaklanmaya dönüşebileceğini çok iyi anladıkları için, ne kadar küçük olursa olsun, her eylemi dağıtmak için büyük bir devlet gücü kullandılar. Peki ne oldu? Sürekli yeni eylem grupları ortaya çıktı. Başkaldırı, bir kaç grubun yaptıklarından ibaret değildir. Başkaldırı, genel bir durumdur ve uzun dönemin bir olgusudur. Çünkü koşullar, kitlelerin başkaldırısını besliyor ve sürekli olmasını sağlıyor. Siyasi iktidar Gezi’den sonra aynı durumla bir daha karşı karşıya kalmamak için büyük bir saldırıya geçti. Zindanlar doldu. Sesini çıkaran herkes baskı altına alındı. Fakat, Gezi’den 12 yıl sonra Mart Ayaklanması’nı engelleyemediler. İktidar, tüm saldırılarına rağmen her seferinde karşısında daha büyük bir halk gücü buldu. Siyasi iktidar saldırılarını daha da arttırdı. Ama bundan sonra, karşısında yeni ayaklanmalar bulacaktır. Sırada ise devrim var.
35- Siyasi iktidar, iktidarın tüm gücünü sonuna kadar kullanarak kendisine ve sermaye sınıfına büyük ekonomik olanaklar sağladı. Sömürü yoğunlaştırıldı. Buna başkaldıranlara karşı devlet şiddeti sonuna kadar harekete geçirildi. Kendisine karşı eyleme geçen insanların olduğu  sokağa, fabrika önüne, meydanlara tel örgü çektiler, barikat kurdular. Kısa sürede her şey yolunda gibi görünüyordu. Fakat her şeyi sadece kısa sürede değil, uzun süreli olarak gözlemek gerekiyor. Kısa sürede lehlerine gibi görünen her şey uzun sürede kendilerine karşı döndü. Bu diyalektiğin bir tuzağıdır.  Mutluluk mutsuzluğa dönüştü. Mutluluğun kaynağı, mutsuzluğun kaynağı haline geldi.
36- Eylemler patlama biçiminde ortaya çıkıyor. Ani ve patlamalı. Son otuz yılda, dünyadaki tüm ayaklanmalar, kadın isyanları birden bire gelişti ve patlama biçiminde oldu. Gezi ve Mart Ayaklanmaları da bu şekilde gelişti. Bunun önemi şuradan ileri geliyor: Burjuvazi ve devlet beklemediği bir anda, büyük bir güçle karşı karşıya geliyor. İsyanı ve ayaklanmayı bastırmak için geç kalmış oluyor. Birçok kapitalist ülkenin başvurduğu önleyici saldırılar da işe yaramıyor. Ani ve patlama biçiminde başkaldırılar ezilen ve sömürülenlerin bir avantajıdır. Bu biçimde başkaldırılar, genellikle kendiliğinden gelişir. Her kendiliğinden eylemde olduğu gibi geniş kitleleri harekete geçirir.
Eylemlerin patlama biçiminde ortaya çıkması, toplumsal ve politik koşulların kendisinden ileri geliyor. Sınıf ayrımı çok derin, emekçi kitlelerin yaşamı gittikçe bozuluyor. İnsanlar ölümcül koşullarda yaşıyor. Politik baskı had safhada. İnsanlar kapitalizmin bu dar toplumsal yapısı içinde artık yaşayamaz durumda. Kitlelerde büyük bir devrimci öfke birikti. Devrimci öfke ve hoşnutsuzluk, devrimci bir patlama, isyan ve ayaklanma biçiminde açığa çıkıyor. Patlayıcı toplumsal durum, uzun süredir var. Patlayıcı durum, günlük yaşamda sayısız küçük patlamalar biçiminde gelişiyor. Küçük patlamalar, sonunda Mart günlerinde olduğu gibi büyük toplumsal ve siyasal patlamayı oluşturuyor. Devrimci komünistler açısından asıl sorun ani patlamalara her an hazır olmaktır.
37- Milyonlarca insan aynı zamanda, toplumun yozlaşmasına karşı ayaklandı. Yalnızca siyasi iktidarın dini, burjuva yozlaşmasına karşı değil, toplumun kendisinin tüm sosyal ilişkilerinin yozlaşmasına, çürümesine karşı duruşunu ortaya koydu. Burjuva muhalefet ve reformistler, yozlaşmayı, siyasi yozlaşma olarak onu da iktidarla sınırlıyorlar. Oysa, yozlaşma, çürüme burjuva sistemden ayrılamaz. Burjuva sistem, çürüme içinde, çürümeyle ilerledi. İlerledikçe, çürüme daha da derinleşir. Bu iktidarın yaptığı yozlaşmayı ve çürümeyi derinleştirmek ve uç noktaya kadar vardırmaktır. Toplumun canlı güçleri bu durum karşısında kayıtsız kalamazdılar ve kalmadılar da. Canlı güçlerin yozlaşmanın etkisine girmemesi ve toplumu yeniden canlı ilişkiler temelinde örgütlemek için, toplumsal devrim bir zorunluluktur. Bu toplumun yeni baştan kurulması zorunludur.
Toplum dikkatlerini, canlı güçlere yöneltmeli. Geleceği bu güçler kuracaktır. Eski topluma her alanda başkaldıran, meydan okuyan, her yerde ona ateş açan devrimin canlı güçleridir. Devrimin canlı güçlerini göremeyenler, kapitalizme teslim olurlar. Statükocu olurlar, gidip reformizme katılırlar. Gelecekten umudunu keserler, yıllarca mücadele edip de misyonumuz bitti diyenler devrimin canlı güçlerini görmeyip gözlerini toplumun gerici güçlerine çevirenlerdir. Gezi’den sonra Mart Ayaklanması’nı yapanlar devrimin canlı güçleridir, başkası değildir. Bu güçle de dünyayı değiştirmek için her an her yerde yeniden savaşıyor. Her gün eylemlerden eylemlere koşan bu güçlerdir.
38- Gezi’de ve Mart günlerinde, yeni şeyler söylendi. Yeni ilişkiler gelişti yeni bir anlayış sergilendi. Birçok slogan, eleştiri-mizah biçiminde kondu. Yeni ezgiler ortaya çıktı. Gezi’den bu yana yeni olan ne varsa onu ele alıp değerlendirmeliyiz. Bunu yapmayan bir işçi partisi, değişime ayak uyduramaz, öncülük görevini yerine getiremez.
Her iki ayaklanmada, yeni şeyler söylendiğinde ve yeni espriler, yeni mizah, yeni eleştiri biçimi geliştirildiğinde önceki dönemin devrimci kuşakları, bunları biz neden düşünmedik diyorlar. Düşünmediniz çünkü, yeni kuşaklar bir önceki kuşaklardan farklı düşünüyor, onlar geleceğe farklı yollardan gitmek istiyorlar. Her şey belli bir tarihsel çerçeve içinde meydana geliyor. Yeni tarihsel dönemler, yeni düşünceleri ortaya koyar.
Bugünkü devrimci bireyler, yeni bireylerdir. Yetmiş kuşağının bireylerinden farklı düşünüyorlar. Geçen zaman içinde milyonlarca insan, yeni bir dünya uğruna devrimci mücadeleye atıldı. Milyonların sosyal pratiğinin düşüncede yarattığı sonuçlar var. Yeni zihin gücünü görmeliyiz. Yeni bireyler, daha önce sonuçlanmış, karara bağlanmış olan her şeyi yeniden tartışıyor ve yeni sonuçlara varıyorlar. Kendi vardıkları sonuçlardan hareketle politikalar, taktikler stratejiler geliştiriyorlar. Tarih yeni gelişmelerle ilerler.
39- Devrimci güçlerin, birçok kentte örgütlü olması dünya yakın tarihinin bir gerçeğidir. Son otuz yılın sınıf mücadelesi tarihi, ayaklanmaların onlarca kentte başladığını ortaya koydu. Bizde de devrimci eylemler hemen hemen tüm kentlerde görülüyor. Gezi Ayaklanması ve Mart Ayaklanması tüm kentlerde yapıldı. Bir iki kent ayaklanmaları çok gerilerde kaldı.
Eylemlerin onlarca kentte gerçekleşecek bir noktaya gelmesi, devrimin gücünün bir ölçütüdür. Devrimin kitle gücü çok yaygındır. Bizim gücümüz olan bu durum, burjuvazinin güçsüzlüğüdür. Çünkü, onların hiçbir yerde egemen olmadıklarını anlatıyor. Burjuva güçler, ne merkezi olarak ne de yerel olarak yöneten ve gerçek anlamda egemen değildir. Halk kitlelerinin ayaklandığı ve sürekli savaştığı bir yerde sömürücü sınıfın egemenliğinden söz edilemez. Devrimin böyle bir güce ulaştığı bir yerde, iktidara gelmek bize çok uzak değildir. Gezi Haziran günlerinden sonra Mart günleri bu olguyu bir kez daha ve daha güçlü biçimde gözler önüne serdi. Devrim ve sosyalizm mücadelesini güçsüz gösterenler de bu iki tarihi olaya baksın.
Onlarca kentte her an eyleme geçen güçlerin varlığı, ayaklanmanın ve devrimin zaferi için kilit önemdedir. Öncelikle, burjuvazi asker-polis gücünü onlarca kentte tutmak zorundadır. Böylece, ayaklanmacılar her yerde daha çabuk ilerlerler. Tüm gücü bir kentin üstüne gönderip, ayaklanmayı bastırmak gerilerde kaldı. Devrimin zaferi için bu olguyu göz önünde tutmalıyız.
40- İnsanlar kurulu sosyal düzeni değiştirmek için mücadele yürütürken, aynı süreçte kendilerini de değiştirirler. Devrimci kitlelerin giriştiği eylemlere bu gözle bakmak gerekiyor. Birçok insan bu sırada değişti. Kitlelerin giriştiği eylemler, kendini değiştirmenin en etkili yoludur. Bugüne kadar bu yoldan milyonlar geçti. Devrim bugünkü kitle gücüne bu şekilde ulaştı.
Bu geçmişten devrimci kopuştur. Eski toplumdan köklü ve kitlesel kopuş, devrimde gerçekleşir. Fakat, kopuş bugünden yarına giden mücadele sürecinde başlar. Burjuva muhalefet ve yandaşları Mart günleri için kendilerini övüp dursun, kitlelerin kopuşu, muhalefetin dayandığı toplumdan kopuştur. Burjuva toplumdan bu hızlı kopuş, yine hızlı olarak sosyalizme yönelmesini getiriyor. Mart Ayaklanması, devrimle sonuçlanmadıysa da toplumsal devrim için güçlü bir hazırlık anlamına gelir. Her devrimci eylem, her isyan ve ayaklanma devrim için, halk demokrasisi ve sosyalizm için güç birikimi devrime hazırlık ve devrimin hızlandırılması demektir. Burada anlatılanlar, devrimci mücadelenin ne denli kapsamlı olduğunu gösteriyor.
41- Gezi’de 6-8 Ekim’de olduğu gibi Mart Ayaklanması’nda daha güçlendik. Savaş gücümüzü artırdık, daha yetkin devrimci savaşçılar olduk, yeni taktikler geliştirdik, yeni bireyler mücadeleye atıldı. Yeni tür ilişkiler kuruldu, kısacası teorik-pratik olarak daha donanımlı duruma geldik. Sınıf savaşının yeni çarpışmalarına her yönde daha donanımlı giriyoruz. Buna karşılık siyasi iktidar, burjuvazi, Mart günlerinden sonra biraz daha zayıf düştü. Teşhir oldu, yıprandı, konum yitirdi. Yaralandı ama ölmedi. Bu yüzden daha bir saldırgan oldu. Fakat saldırılarını artırması, onların gücünü değil güçsüzlüğünü gösteriyor. Saldırıları artık sonuç getirmediği gibi her şey karşıtına dönüşüyor.
İşçi sınıfı, kadınlar, gençlik, burjuva egemenliğinin içinde bulunduğu bu durumdan yararlanıp, onu devirmelidir. Ortaya çıkan durumdan yararlanmak, iktidara karşı muhalefetin peşine takılmak değildir ve olamaz da. İktidarın güçsüz düşmesinden ve muhalefet ile aralarındaki sürtüşmeden yararlanmak, işçi sınıfının bağımsız sınıf politikasını izlemek ve iktidarı almayı önüne pratik olarak koymaktır. Bunun yolu, devrimci eylemleri sürdürmek ve yoğunlaştırmaktır. Yapılanlar bizi hedefe ulaştırmadığına göre, yapılması gereken, durum değerlendirmesi yapıp daha ileriye gitmektir.
42- Dünyayı değiştirmeye dönük eylemlerde, özellikle de isyan ve halk ayaklanmalarında kitle yaratıcılığının yeni örneklerine tanık oluruz. 1871 Paris’teki ayaklanma komünleri ortaya çıkardı. 1905 Rus devrimi Sovyetleri ortaya çıkardı. 1919 İtalya’daki ayaklanmalar işçi komite ve konseylerini çıkardı. Küba Devrimi devrimi savunma komitelerini örgütledi. Bu örnekler çoğaltılabilir. Çin Devrimi yeni tip örgütlerin her tür zengin örneklerini yarattı. Vietnam, Kore devrimlerinin devrim mücadelesinde dünya devriminin yararlanacağı birçok örgüt ve eylem biçimi örnekleri var. Gezi sonrasında ve 19 Mart Ayaklanması ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi, devrimci mücadele sırasında örgütlenmenin hareketli biçimlerinin yeni örneklerini ortaya çıkardı Gezi sırasında doğrudan demokrasinin işletilmesi, komite ve konseyler (meclisler) biçiminde örgütlenmeler, park oturumları, dayanışma biçimleri vd. olan kitle yaratıcılığının bir dizi örneği yaratıldı. Mart Ayaklanması’nda, dayanışma, kampüs forumları ile ortak komiteler, gündüz forum, gece eylem biçiminde devrim mücadelesine yeni ögeler kattı. Mart’ın çatışmalı günlerinde tarihsel denilebilecek yeni eylemler yapıldı. Bu özet değerlendirme, bize, devrimci mücadelenin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gösterdi.
43- Gezi daha ileri gidemedi fakat içinde gelecekteki sınıf mücadelesinin dayanacağı ögeleri yarattı. Mesela Mart Ayaklanması’nın temelleri o sırada atıldı. Gezi olmasaydı, Mart’ta kısa sürede bu kadar hızlı ilerleme sağlanmazdı. Demek ki, eylemleri sadece o sırada yarattığı sonuçlar açısından değil, tüm sonuçlarıyla, yarattığı değerlerin geleceğe etkisi açısından bakmak gerekiyor. Devrimci eylemler, geleceğin sınıf mücadelesinin ögelerini kendi içinde taşır. Mart eylemleri de kendisinden sonraki isyan ve ayaklanmaların, devrimin ögelerini içinde taşıyor. Bütün mesele bunları görmek ve geliştirmek.
Yakın tarihte, devrimci eylemler dizisinden, isyan ve ayaklanmalardan geçtik. Bütün bunlar milyonlarca insanın sosyal pratiğidir. Milyonların zengin sosyal pratiğinden çıkardığımız sonuçlarla, taktiğimiz ve stratejimiz daha da derinleşti. Taktiğimiz ve stratejimizin derinleşmesi, devrime giden yolda daha ileri konumdan hareket etmektir. Proletaryanın sınıf mücadelesi, iktidar yolunda daha ileri noktada devam ediyor.
Bugüne kadar dünya proletaryasından çok şey öğrendik. Proletaryanın sınıf mücadelesi tarihinde yarattığı belli başlı tarihi olaylar üzerinde yeniden duruyor ve buradan çıkan sonuçları canlı sınıf mücadelemize uyguluyoruz. Sonuçta bu bizi düşman karşısında güçlü duruma getiriyor. Türkiye işçi sınıfı hareketi de uzun mücadele tarihinde dünya proletarya hareketinin yararlanacağı değerler yarattı. Yaratılan değerleri dünyaya taşımalıyız.
Her ayaklanmada, her devrimde kitlelerin o süreçte geliştirdikleri bir mücadele biçimi, bir slogan, bir görüş öne çıkar ve dünya o hareketi  bununla tanır. ABD de 1999’da yüzde 99 (%99) hareketi burjuvaziye, “biz yüzde 99’uz, siz ise yüzde birsiniz” biçimindeki sözleri dünyaya mal oldu. Kısa ama çarpıcı ifade edilmişti sınıf ayrımı. İspanya ve Yunanistan meydanda uzun süre eylemleriyle ve kararlı tavırlarıyla dünyada tanındılar. Fransa’da aylarca süren sarı yelekliler kendi tarzlarını yarattılar. Almanya’da 1 Mayısların da çatışmalı geçmesi, uzun süre dünyada iz bıraktı.  Türkiye’de 1 Mayıs Taksim eylemi dünyada yankı yarattı. Gezi ve Mart Ayaklanmaları da dünyada iz bıraktı.
Adını ettiğimiz tüm ayaklanma ve eylemlerin ileri yanları var, geri yönleri var. Güçlü yönleri olduğu gibi zayıflıkları da var. Hepsini kendi gelişimi ve bütünlüğü içinde değerlendiririz. Tümünde hemen göze çarpan, devrimci yönleridir. Eylemin bütünlüğüne baskın gelen devrimci olandır. Eylemde devrimci, yıkıcı, çatışmalı yön ne kadar baskınsa, eylemin dünyada etkisi o oranda belirleyici oluyor. Gezi ve Mart ayaklanmalarında baskın gelen yön devrimci yöndür. Sonraki kuşaklara götürülmesi gereken ileri olay, devrimci olan yönüdür.
44- Uzun süredir, sokak savaşlarında, hareketli savaş, isyanların baskın biçimidir. Hareketli savaş, klasik barikat savaşından farkılık gösterir. İsyancı güçler, tüm güç ve enerjisini bir noktaya yığmıyor. Duruma göre, barikat kurulsa da esas alınan hareketli savaş taktiğidir. Bu savaş biçimi, yakın dünya tarihinde, dünya sokaklarının biçimi oldu. Avrupa’da onyıllardır sokak çatışmalarında yaygın olarak kullanılıyor. Gerilla savaşı taktiği, Türkiye’de NATO’yu protesto eylemlerinde iyi sonuçlar verdi. Daha sonraki dönemde tüm sokak savaşlarında başvuruldu. Hareketli savaş birlikleri, Gezi Ayaklanması’nda çok daha yaygın ve geniş kitlelerin başvurdukları savaş biçimidir. Mart Ayaklanması’nda bir kez daha yine etkin olarak kullanıldı.
Hareketli savaşım, düşman güçlerini dağıtma, küçük gruplar halinde saldırma, sonra çekilip beklenmedik bir yerde ve beklenmedik bir anda ortaya çıkma. Karşı tarafın yıpranmasına, yılgınlığa düşmesine, moralinin bozulmasına, yorgun düşmesine, alandaki gaz stokunun erken tükenmesine, diğer araçların etkisiz kalmasına sebep oluyor. İsyancı güçlerin daha az kayıp vermesi bu savaşla sağlanmış oluyor. Mart günlerinde, diğer bir savaş yöntemi, karşı tarafın barikatlarını devirmek ve yolu açmak için, büyük bir gücün barikatı devirecek biçimde konumlanması gerekiyordu. Sorunun çözümü için güçler birleştirildi ve birleşik bir güç oluşturuldu. Ayaklanmacılar pratikte, önüne çıkan engelleri aşmak için yeni yöntemler buldular. Eylemci güçler, başka durumlarda önlerine dikilen engelleri aşmak için, savaşın yeni pratik biçimlerine başvuracaktır. Bu konuda savaşcılık yeteneği gösterilmiştir.
45- Gezi Haziran Ayaklanması’nda olduğu gibi, Mart Ayaklanması’nın savaş sanatı acısından belirgin olan yanı, hücumcu, saldırıcı bir anlayışla hareket edilmesidir. Eylemlerin başarısı buradan geliyor. İstanbul Üniversitesi öğrencileri hücumcu, saldırıcı bir anlayışla hareket etmeselerdi, polis barikatını deviremez ve yolu açamazlardı. ODTÜ, günlerce bu anlayışa göre savaştı. Yıldız Teknik, Ege Üniversitesi öğrencileri tamamen hücumcu bir taktikle günlerce eylem yaptılar. Şişli yollarında, Eskişehir’de ve başka yerlerde halk kitleleri bu etkili taktikler ile yolunu açtı. Bu başarılı sonuçlar veren bir savaş taktiğidir.
Reformist partilerin ve takipçileri olan oportünistlerin yıllarca öğrenci hareketine, halk kitlelerine, işçi hareketine dikte ettirdikleri, savunmacı davranış anlayışı, bütünüyle yırtılıp atıldı. Bugüne kadar yaptıklarının tümü, “savunalım” “saldırıları göğüsleyelim” veya “saldırıları püskürtelim” biçiminde edilgen ve inisiyatifi iktidar güçlerine bırakan geri anlayış, mücadelenin daha ileriye gitmesinin önünde engel oluşturdu. Engel, hücumcu anlayışla savaşan eylemciler tarafından yıkıldı. Sadece düşmanın barikatları yıkılmadı, içerideki barikatlarda yerle bir edildi. Onlar yumruk sallamadan, boks maçını kazanmak istiyorlardı. Tüm geri ve uzlaşmacı anlayışlar karşısında, devrimci mücadele biçimleri ve taktikleri kazandı. Kitle mücadelesinde her anlamda yeni bir dönem başlamıştır. Yeni dönem devrimin zaferine giden yolu açıyor.
46- İktidarın, devletin, başkaldıran kitlelere uyguladığı baskının şiddeti sürekli artarak yeni boyutlar kazandı. Şiddet ve saldırganlıkta sınır tanımıyor. Her ne yaptıysa, Mart Ayaklanması’nın günlerce sürmesini önleyemedi. En şiddetli saldırılar, idamlar, katliamlar altında devrime ilerlemek bu topraklarda bir mücadele geleneğidir. 77 1 Mayıs Taksim katliamı, bir sene sonra, yüzbinlerin aynı meydana gitmesini durduramadı. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü, devrimci komünist mücadeleyi engelleyemedi. Kürdistan’da yıllarca süren ağır ulusal ve faşist baskı bu halkın özgürlük mücadelesini durduramadı. Doksan sonrası yapılan katliamlar kitlelerin devrimci eylemleri gerçekleştirmesini, ve Gezi Ayaklanması’nı durduramadı. İktidarın gerici saldırıları Mart Ayaklanması’nı da durduramadı, aksine hızlandırdı. Polis barikatları öğrencilerin ve halkın sokağa çıkmasını önleyemedi. Tersine kitleler halinde, barikatların, iktidarın üstüne üstüne yürüdü. Şu sonuç çok net: Burjuvazinin, siyasi iktidarın, devletin şiddeti, caydırıcı etkisini  yitirmiştir. Artık, gerici burjuva şiddet hiçbir şekilde caydırıcı olamıyor. Eyleme geçen kitleler şiddete rağmen geri adım atmıyor. Gerici burjuva şiddeti sonuçsuz bırakan devrimin politik ve toplumsal ordusu, devrimi başaracak bir kararlılığa ve olgunluğa sahiptir.
47- Ayaklanma günlerinde dayanışma etkin bir silah olarak kullanıldı. Sıcak mücadele günlerinde dayanışma, bir savaş aracıdır. Dayanışmanın özü sınıf dayanışmasıdır. Geniş bir dayanışma olmasaydı, okul boykotu ve tüketici boykotu bu denli etkili olmazdı. Dayanışma düşman karşısında, emek ve devrim cephesinin bir gücüdür, bir avantajıdır, kesin bir üstünlüğüdür. Devrimci kitleler, kazanmak isteyen bir sınıf hareketini dayanışmadan yoksun bırakmaz. Dayanışma, dayanışma eyleminde bulunan kitleleri dönüştürür, devrimcileştirir. Mücadeleyi geniş alanlara yayar. Daha çok insanı eyleme katar.
Dayanışma insanları yeni bir insana dönüştürür: Üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinde yani yeni bir temelde, tüm topluma egemen olur. Elbirliği ya da karşılıklı işbirliği yeni toplumdaki yeni insan ilişkilerinin değişimini anlatır. Dayanışma ve yeni insanlar arasındaki ilişki şu şekilde ifade edilebilir: Birimiz hepimiz için hepimiz birimiz için.
48- En isyan ettirici koşullarda yaşayan kadınlar, işçiler, tüm ezilen ve sömürülenler, yaşadıklarına isyan ederken, zafere ulaşma hedefiyle hareket etmeden, başarıya ulaşamazlar. Ne kadar ağır bir baskı ve şiddetli saldırı altında olursak olalım gelecek bizim taraftadır. Zaferimiz kesindir, zafer bizim olacaktır. Materyalist tarih anlayışına dayanarak savaşırız. Bu anlayışla hareket edenler Fidel Castro’nun, yenilirsem yeniden başlarım, kararlı devrimci anlayışında ifadesini bulur. Yine Lenin’in yüz kez yenilsek de, savaşmaya devam edeceğiz ve yüzbirinci kez de sizi yeneceğiz, sözlerinde anlatımını bulur. Komünistler, kapitalist toplumda, eşitsiz koşullarda savaşırlar. Ve sonunda zaferi kazanacaklarını bilirler. Mart günlerinde polis barikatlarını yıkanlar, ne olursa olsun yolu açacaklarını biliyorlardı. Onlar, zafer bizim olacak, devrimci anlayışıyla hareket ettiler. Daha sayısız eylemden geçeceğiz, bir dizi ayaklanma olacak, savaşmaya devam edeceğiz ve biz kazanacağız.
49- İnsanlardaki büyük değişimi görmeliyiz. Değişim bir anda olmadı. Mart günlerinden önce başladı. Mart Ayaklanması’nda daha da derinleşti. Bir süreden beri başka bir özneden söz ediyoruz. İnsanlar insanlık dışı hayata karşı insancıl bir hayat biçimi için mücadele yürütürken devrimin öznesi olurlar. Eylem içinde özne olunur. Bizde yeni bir hayat biçimi uğruna eylem uzun zamandır sürüyor. Tüm mücadele yılları boyunca insanların düşüncesinde köklü bir değişim oldu. Sadece dünya görüşü değişmedi siyasal pratiğiyle de belirgin bir değişim yaşanıyor. Mart’ta yer alan milyonların yürüttükleri eylemler ve tüketici boykotundaki açık tavrı, meydan okuyan bir tavırdır. Bu olgu, bireylerin ne kadar bilinçli davrandıklarını gösteriyor.
Kadınlar ve gençlik ayaklanmada bireyler olarak değil, bir hareket olarak yer aldı. İşçiler de, işçi hareketi ve devrimci işçiler partisi olarak yerini aldı. Bu kitlelerin mücadele ve örgütlenme düzeyinde nasıl bir gelişme olduğunu ortaya koyuyor. 19 Mart’ta ayaklanmanın gidişi üzerinde belirleyici bir rol oynayan gençlerin ekonomik boykotla, toplum üzerinde de etkili olduklarını gördük. Bu olgu devrimin çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu açığa çıkardı. Kitleler bilinçli davranışlarıyla daha ileri gideceklerini buna karşı çıkanlara bile kabul ettirdiler.
50- Mart Ayaklanması, bireylerin dehasını aydınlattı. Ayaklanma boyunca ortaya atılan sloganlar, eleştiri-düşünce, politik değerlendirme, olaylara ve dünyaya bakış bireylerin dehasını anlatıyor. Bireylerin dehasını asıl aydınlatan toplumsal devrimdir. Fakat, devrime gidiş sürecinde her isyanda, başkaldırının her biçiminde bireylerin düşünce parıltılarını açığa çıkarır. Toplumun temelden değişimi için şunlar gerekir: Eylem, örgütlenme ve deha…
Mücadeleci işçiler şunu sık söylemeye başladı: Birçok siyasi hareket bizi sadece bir sayı, kalabalık oluşturma unsuru bir güç olarak gördü. Düşüncelerimiz sorulmadı. İşçilere olan bu bakış değişmelidir. İşçiler sadece güç değil akıldır. İşçilerin entelektüel gücüne güvenilmelidir. Mart’tan sonra bu bakış tamamen bırakılmalıdır. Halkın ve devrimin önderi olan işçi sınıfının önderliği bütünsel olarak görülmelidir.
51- Burjuvazi, bilinçli, yeni bir hayatı kendi elleriyle kurmak için savaşan insanları yönetemeyeceğini, denetleyemeyeceğini, kapitalizmin dar yapısında tutamayacağını biliyor. Fakat elindeki her şeyin de kendisinden çekip alınmasına göz yumamaz. İktidar baskı aygıtını sonuna kadar kullanarak, muhalefet de kendi tarzında kitlelerin özlem ve istemlerinin bazılarına demagojik biçimde yanıt vererek, burjuvazinin sınıf egemenliğini ve sınıf düzenini korumak ve sürdürmek için büyük çaba içinde.
Burjuva muhalefet, 19 Mart Ayaklanması’nın yarattığı politik sonuçları ve kitle gücünü, hükümet olmak amacıyla sonuna kadar sömürme peşinde. Büyük bir tarihsel aracı sömürmek isteyen çok oldu. Muhalefet ve muhalefet yanlısı basınıyla muhalefeti yüceltmek için propagandasına hız verildi. Muhalefet gerçekleri başka göstermek için, olguyu eğip bükerek davranıyor. Mesela muhalefetin Maltepe Mitingini ve ön seçimi “halk devrimi” ya da “büyük halk devrimi” biçiminde göstererek sistem içinde olup bitenleri devrim düzeyine çıkarma amacındalar. Böylelikle halk devrimi kavramını bozarak bu uğurda verilen devrimci kavgayı boşa çıkarmak istiyorlar.
Gerçekte, bir düzen ve devlet partisi olan muhalefet tutucudur. Statükoyu savunuyor. Kapitalizme karşı gelişen toplumsal devrimi önlemeye çalışıyor. Bunların ne kadar tutucu, statükocu oldukları iktidara geldiklerinde daha iyi anlaşılır. Fakat burjuva gericiliklerini anlamak için iktidar olmalarını beklemeye gerek yok. Hangi sınıfın emrinde olduklarına ve sınıf hareketlerine bakmak yeterlidir. Yüz yıllık tarihleri bunu yeterince açıklıyor.
52- Çağımızda her şey karşıtına gebe. Burjuva toplum karşıtını içinde taşıyor. Eski toplumun karşıtını yapısında taşımadan, daha yüksek toplum biçimi onun yerini alamaz. Günümüzde kapitalist sistem bir bütün olarak sosyalizme geçiş için olgunlaşmıştır. Bugünkü ileri tarihsel koşullarda, kapitalist toplumun yerini alacak daha üstün toplumun maddi ön koşullarının gelişme derecesi ileri düzeyde.
Günümüzde her şey karşıtına dönüşüyor. 1917 Sosyalist Ekim Devrimiyle başlayan bu süreç günümüzde toplumsal devrimlerle devam ediyor. Karşıtına gebe olan bu durum karşıtına kendiliğinden dönüşmüyor. Toplumun devrimci dönüşümü, devrimci sınıf olan proletaryanın tarihte devrimci rol oynamasına bağlı. Proletarya devrimci rolünü, devrimci komünist partisinin önderliğinde oynayabilir. Gezi Ayaklanması’nda ve Mart Ayaklanması’nda devrimci kitleler, proletaryanın devrimci sınıf partisinin önderliğinde hareket etmediği için daha ileriye gidemedi. Devrimci sınıf partisi de devrimci kitlelerle daha sıkı bağlar kurarak pratikte daha etkin olarak önderlik görevini yerine getirebilir. Bir dizi devrimci kitle eylemi, Mart Ayaklanması devrimci sınıf partisinin görüşlerini hayata geçirmiş ve doğrulamıştır. Pratikte de buna denk sonuçlar elde etmek için tüm birikimini daha etkin olarak hayata geçirmelidir.
Leninist Teori
7.Sayı