Önsöz 20 Yaşında

2005 yılının 6 Mayıs günü Harbiye Açık Hava Tiyatrosunun merdivenlerinde bir grup insan, bütün telaşelerin içinde, tatlı bir heyecanla Önsöz balyalarını taşıyorlar. Fırından yeni çıkmış sıcacık, kokusunu içine çektiğiniz, çıtır çıtır, yanında peynirle yediğiniz o muhteşem lezzetiyle tazecik ekmek gibi… Daha mürekkebi kurumadan ellere alınan o ilk sayı, o coşku, o heyecan, atılan ilk somut adımın ilk somut ürünü; Önsöz bugün 20 yıllık bir heyecan.

Önsöz’ün 20.yıl çalışmalarına 2024’ün sonlarından itibaren başladık. İçinde üretimlerimizden küçük kesitlerin yer aldığı 20 yıllık süreci kısacık da olsa özetleyen 2025 Önsöz ajandası çıkardık. Önsöz dergisinin çeşitli sayılarının yanında Önsöz ajandasını 41. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarında okurlarımızla, dostlarımızla buluşturduk.

20.yıl kapsamında ilk etkinlik; ‘20.Yılında Önsöz, Yazarlarını ve Okurlarını Buluşturuyor’ başlığıyla 12 Ocak tarihinde İzmir Fuar Gençlik Tiyatrosu salonunda yapıldı. Etkinlik salonunun fuaye alanında, kurulan masalarda, okurların incelemesi için tüm eski sayılar ve Önsöz yazarlarının üretimi kitaplar sergilendi. Önsöz yayın kurulundan Ülkü Şeyda ve Veysi Çetin ile Önsöz yazarlarından Cenker Ekemen ve Cumhur Özen’in yürütücülüğünü yaptığı etkinlikte izleyicilerin katkıları ile coşku yükseldi.

Diğer bir okur buluşmasını da İstanbul’da 25 Ocak’ta dergimizin satış yerlerinden biri olan Beyoğlu Mephisto kitabevinde düzenledik. Geçmişten bugüne Önsöz’ün çıkış serüveni, okurlarıyla birlikte büyüyen bir dergi olması ve aynı zamanda Önsöz’ün yazı yazmak konusunda yazarları nasıl disipline ettiği, yaptığı atölye ve etkinliklerle bir okul işlevi görmesi, kendi yazarını yetiştirmesi konuları konuşuldu. Bugüne kadar Önsöz sayfalarında yazı yazmış, Önsöz’ün üretim sürecine katkı sunmuş, hayatta olan-olmayan pek çok Önsöz dostu anıldı. Ve etkinliklere katılan okur ve yazarlar kendi Önsöz serüvenlerini paylaştılar, hikayelerini anlattılar.

Her hikaye bir Önsöz yolculuğu, her hikaye bir serüven…

Bir dergi çıkarmaya karar verdikten sonra isim olarak seçilen Evrenin Türküsü ile başlayan, sonra “seçim sandıkları”ndan çıkan “ortak” irade ile Önsöz adıyla devam etme kararı alınan günden bugüne süregiden bir serüven…

Hangi hikayemizi anlatsak tamamlanmayı bekleyen bir öyküye dönüşüyor. Ya da bitmemiş bir senfoninin notaları gibi, meraklısını etkileyen bir esere…

İlk şiirini, ilk öyküsünü, ilk denemesini, ilk makalesini Önsöz sayfalarında paylaşanlar da var, bu yolculukta… Yazdıklarını tekellerin dünyasında yayınlatamamış olanlar da… Kimi çizgileriyle yer aldı, kimi fotoğraflarıyla, kimi öyküleriyle… Hepsi de, acemi de olsalar, üretmekte ısrar etti. Herkesin yüreğini koyduğu bir dergi oldu Önsöz.

“Bir Ayışığı’nın doğumuna Önsöz” diyerek başladı sevgili avukat dostumuz Hakan Karadağ ilk sayımızda. “Bu Önsöz Ayışığı’ndan, Ayışığı’da ekin ve sanattan doğdu. Soylu bir kalıtım…”

Hakan gibi bugün aramızda olmayan, değerli dostlarımız, yoldaşlarımızın katkılarının unutulması mümkün mü? Orhan İyiler, Güngör Gençay, Vedat Türkali, Vefa Serdar nam-ı diğer Nazım Akarsu, Onur Kopran… İlk elden aklımıza düşenler, gönlümüzden hiç düşmeyenler… Tüm bunlar yeniden paylaşıldı etkinliklerde, dost sohbetlerinde. Yeniden hatırlatıldı, uzun soluklu bir mücadeleye göre kısa ama neredeyse çeyrek asrı bulan Önsöz serüveninde.

20.yıl kapsamında çevrimiçi etkinlikler de planladık, ancak ülke gündemi yalnızca bir tanesini gerçekleştirmemize müsade etti. Nâzım Hikmet’in doğum günü olan 15 Ocak’ta “Sevdalınız Komünisttir” başlığında bir Nâzım buluşması yaptık. Bu etkinlikte komünist Nâzım’ın politik hayatını, şair Nâzım’ın şiirlerini ve edebiyat dünyasında onun durduğu yeri konuştuk. Komünist kimliğinin şiirlerine nasıl nüfuz ettiğini, “yarin yanağından gayrı her şeyde hep birlikte” bir yaşamı nasıl anlattığını tartıştık.

Nâzım tüm dünya tarihini şiirlerinde komünist literatürle buluşturmuştu. Tüm bu hikayelerin ortasında bir “emek ağacı” vardı ve Nâzım bundan beslendi. Onun da bir parçası olduğu, dünyadaki tüm devrimcilerin birlikte büyüdüğü, dalı, yaprağı, kökü olduğu bu ağacın bir parçası da biziz. 20 yıldır yeşerttiğimiz her bir dal bu ağacın büyümesine naçizane bir katkıdan başka ne olabilir ki? 

“Rüzgar akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgarla,
Ağaçta kuşlar cıvıldaşır:
                     kanatlar uçmak ister.
Kapı kapalı:
         zorlayıp açmak ister.
Ben seni isterim:
senin gibi güzel,
dost
         ve sevgili olsun hayat…
Biliyorum henüz bitmedi
                     sefaletin ziyafeti…
Bitecek fakat…

                                 Nâzım Hikmet

Önsöz Dergisi, 56. Sayı