ayrılıkların ceylanı

bugün hüznü esrittim
balat’ı gezdim

açıldı yaprak yaprak gençliğim
yaşlı konakların
tekgöz odalarında

anneannem fatma’nın iğneci
annem çerkes, ud çalar,
badem içi

sonra buruk gözleriyle
yanköy’lü yahya
çalınmış emeği ve sevgisi
konya’lı helvacının
hem çırağı, hem iç güveysi

bir odada kevorik amca
ve yeğeni, yetim
mor sümbüllü ilyadin

taşlık sohbetini uzatıp kızlarla
pencerede beklerdim seni

iş çıkışı gelip kaşlarımı öperdin
yıllar överdi saçlarımı

mutluydum, aşıktım, çoğuldum
narman kazasında
ülperi’yi arayan sünmani
everest’in tepesinde
bir kum tanesi…
sonra eylül yağdı bulutlar;
cunta adacıkları, karakollar
ihzar müzekkereleri, pentagon damgalı
-deniz alıp gitmişti seni-

ölürdüm yürümesem
uçurumlara sarkmasam
şiire vurmasam kendimi

sıkıp yüreğimi doğruldum sonra
-ezilenlerin töresi-

ama hep taflan kaldı bir yanım
kulağımda siren sesleri
sokağa yayılan kan ve bir ömür ayrılık bestesi…

yıl 2019
yine kızgın yağ yaralarımızın üstünde
karakollar, cunta adacıkları ihzar müzekkereleri
pentagon damgalı

ey sevgili! ayrılıkların ceylanı
dön şöyle bir topuklarının üstünde
yıkılsın kaf dağları

yine menekşeler açsın ilk ateşi
yine uçurumlara sarkalım
yağmura yürüyelim

gidip o erguvan rengi masallara sinelim
seni çok özledim
mor sümbüllü ilyadin!

 

Önsöz Dergisi 56. Sayı