Hakan’ın Ardından

Bir belgeselcinin kamerası, bir gazetecinin soruları, bir aktivistin yürüyüşü İstanbul’un karanlık bir sokağının boşluğunda asılı kaldı. Hakan’ın ölümü soruşturma dosyalarının kuru diliyle değil, sokakta biriken öfkenin, cenazede yükselen sloganların, basın örgütlerinin uluslararası çağrılarının diliyle anlatılan bir hikâyede buldu kendini.  

Ölümünün ardından yazılanlar, çizilenler, söylenenler; hepsi bir araya geldiğinde ağıttan çok bir manifestoya benziyor. Basın açıklamalarının politik tonu, dostlarının kırılgan sesinin taşıdığı şiire yaklaşan bir öfke, pankartlarda haykıran gerçek çok sesli bir koroyu andırıyor.

Hakan’ın öldürülmesinin ardından sadece Türkiye değil, dünya basın örgütleri söz söyledi, “soruşturma” ve “hesap verebilirlik” taleplerinde birleşti. Hakan doğa talanına karşı yıllardır direnen köylülerle, dereleri savunan kadınlarla, madencilik projelerine karşı örgütlenen gençlerle yan yana yürümüştü. Yalnızca tanık değildi; aklıyla ve bedeniyle mücadelenin öznesi, kamerasıyla gerçeğin taşıyıcısıydı.  Bu yüzden onun kadrajı yalnızca görüntü değil, bir tür hafıza ve mücadele taşıdı. 

Henüz ölümü aydınlatılamayan Hakan’ın ardından söylenenler; tedirginlik, kınama, soru işaretleri, acı, öfke, uyarı gibi birçok hissi bünyesinde taşıyor.

Hakan’ın cenazesi sıradan bir yas töreni olmaktan çok uzak bir yerde durdu. O gün orada bir araya gelen kalabalık yalnızca bir ölüyü uğurlamıyordu; bir hakikati savunuyor, bir direnişi omuzluyordu: “HAKAN TOSUN’A NE OLDU?” sorusu kalabalığın içinde dolaşan bir rüzgâr gibi sürekli tekrarlandı. Cenaze günü taşınan “GÖRÜNTÜ KESİLDİ SANMA, GERÇEK HALA KAYITTA” yazılı pankart, kalbine dokunduğu yüzlerce insanın ve toplumun ileri kesimlerinin Hakan gibi aydınları nasıl sahiplendiğinin sembolü oldu. Toplum onun ölümüne dair şüpheci, ama miras bıraktığı değerlerin taşıyıcısı olma konusunda emindi. Cenazedeki konuşmalar sıradan taziye mesajları değildi. Herkes hemfikirdi; “Bu sadece Hakan’ın ölümü değil, düzenin çürümüşlüğü”. Ablası Öznur Tosun’un sözlerinde birleşti yürekler; “İnsan olmanın ne demek olduğunu bilen herkesin başı sağ olsun”. Bu cümle, bir matem ifadesinden çok, bir çağrı gibiydi: İnsan kalabilmenin, dayanışmanın, adalet istemenin çağrısı.

Hakan’ın ölümünden sonra sosyal medyada, bağımsız haber sitelerinde, sendikalarda ve ekoloji örgütlerinde eş zamanlı bir hareketlilik başladı. Herkes kendi dilinde konuşuyordu:

Ekolojistler onun “doğanın sesi” olduğunu yazdı; gazeteciler “gerçeğin tanığı” olduğunu; aktivistler “mücadelenin ön saflarında yürüyen bir kardeş” olduğu söyledi.

Bu farklı sesler bir noktada birleşti ve devlete ait olmayan, halkın dayanışmasıyla yükselen bir anıt inşa etmeye devam ediyor. Bu anıtın harcı yas değil; ısrar, gerçek, hafıza ve dayanışmadır.

  • Sanatçı Necdet Kutlucan Hakan Tosun’u, Büyükada’nın begonvillerle süslü sokaklarında çektiği dokunaklı bir video ile andı. Hakan Tosun’un saldırıya uğramasaydı geçtiğimiz pazar günü yeni bir belgesel video çekimi için Büyükada’ya, kendi evine geleceğini belirtti: “Hakan geleceği için hazırladığımız sofradaki her şey boğazımıza dizildi. Canımızdan can aldılar.” Necdet Kutlucan, Hakan Tosun ile daha önce Adalar’ın önemli sorunlarını gündeme getiren birçok video projesine imza attıklarını anlattı. Gelecek yıl düzenlenecek olan “Mimoza Şenliği”nin Hakan Tosun anısına gerçekleştirileceğini duyurdu. 
  • Şehir Plancıları Odası’nın 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu’nda düzenlediği 2025 Kent Planlama Basın Ödülleri, Hakan Tosun ile halk sağlığı emekçisi Ahmet Soysal’ın anısına verildi. TMMOB Şehir Plancıları Odası Tosun’un doğa, kent ve çevre hakkı konularındaki sesiyle kent kültürüne ve planlama bilincine anlamlı bir katkı yaptığını ifade etti. Ödülü, Hakan Tosun’un kardeşi Öznur Tosun aldı. “O doğaya seslendi, o kuruyan derelerin sesi oldu, o kesilen ağaçların nefesi oldu. Onu yaşatmak için elimizden geleni yapacağız.” dedi. 
  • Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen şairlerin katılımıyla gerçekleşen 8. Çevrimdışı İstanbul Uluslararası Şiir Festivali’nde Hakan Tosun şiirleriyle anıldı. 
  • Organları bağışlanan Hakan’ın ardından sosyal medya hesabından açıklama yapıldı; “Birinin toprağa uzanırken bir diğerinin gökyüzüne bakabilmesidir organ bağışı. Hakan Tosun’un ardından bir çift göz başka bir sabaha bakmaya, bir çift akciğer yeniden rüzgârı içine çekmeye başladı. Böylece Hakan, ölümsüzlüğün en insani hâlini buldu: Paylaşılan yaşam.”
  • “Hakan Tosuna Ne oldu?”, “Hakan Tosun Neden Öldürüldü” hashtagi ile birçok sanatçı videolar çekti, yürüyüşler düzenlendi, yapay zekâ ile şarkı yapıldı, karikatürler çizildi, etkin bir soruşturma yürütülmesi için sosyal medya üzerinden ciddi bir kamuoyu yaratıldı.

Ve şimdi, onun ardında bıraktığı boşlukta ilginç bir şey oluyor: Yarım kalan işleri, kolektif çabanın ellerinde yeniden can buluyor. Yarım kalan, taslak halde bekleyen çalışmalarının peşine düşen insanlar hızla bir araya geliyor. Kimi arşivini sınıflandırıyor, kimi çektiği görüntülerin izini sürüyor, kimi etkinlikler organize ediyor. Sanki Hakan’ın yokluğu, etrafında yeni bir dayanışma halkası doğurmuş gibi. Onun yarım kalan işleri bugün başkalarının elinde filizleniyor.

Hikayesi yarım kalmayacak…

Önsöz Dergisi 58. Sayı