“Hayat Var”

Hakan Tosun’un “Hayat Var” sergisiyle ilgili Önsöz Dergisi’yle yaptığı röportaj, derginin 33.sayısında yayınlanmıştır.

 

Sergi bizi bir yakın zaman yolculuğuna götürdü. Sizin fotoğrafçılık deneyiminizde ne kadar bir zamanı kapsıyor “Hayat var”?

 

Esas olarak Gezi’yle birlikte başlıyor. 2009’da başlayan belgesel çekimlerimde kullandığım kameraların fotoğraf çekme özelliği olmadığı için sadece video kamera olarak kullanıyordum. Gezi’den çok kısa süre önce bir arkadaşımdan video çekme özelliği de olan bir fotoğraf makinesi ödünç aldım. Sanki bir güç bana Gezi için hazırlık yaptırıyordu. Gezi direnişi başladığında çekimlerimi aynı fotoğraf makinesiyle yaptım. Bu arada Gezi’nin ilk görüntülerini çekmiş oldum. Yine sosyal medyada haber formatlı fotoğraflar çekiyordum. Kendimi belgesel yönetmeni ya da fotoğraf sanatçısının yanında haberci olarak görüyorum daha çok. Binlerce fotoğraf çektim gezi döneminde. Çektiğim bütün fotoğrafları bugüne kadar sakladım. Gezi bana bu anlamda bir okul gibi oldu. Orada çok şey öğrendim. Okullu değilim bu alanda her hangi bir eğitimim yoktu. Önce fotoğrafı görmeyi sonra onu en iyi kadrajı yapmayı, ışığı ayarlamayı hepsini sokakta deneye yanıla öğrendim diyebilirim. Gezi’den bir yıl sonra başlayan Validebağ direnişi benim için çok önemlidir. Belgeselcilik ve fotoğrafçılığımın gelişme noktasıdır. Pişme yerimdir. Gezi’den öğrendiklerimi orada uygulamaya başladım. Çok güzel fotoğraflar çıkmaya başladı. Kendime güvenim de arttı. Gezi’den sonra yine İstanbul ve Anadolu’nun birçok yerine gittim. Sergi Gezi, Validebağ, Yeşil Yol, Yırca, Kozluören, Albatros direniş alanlarından ağırlıklı olmak üzere günlük hayatın içinden çektiğim fotoğrafları kapsıyor.

 

Her bir fotoğrafta bir hikayeyi yakaladığınızı, bir hikayeyi anda dondurduğunuzu gördük. Fotoğraf çekerken hangi izi takip ediyorsunuz?

 

Fotoğraf “Görme ” halidir öncelikle. Gördüklerini iyide çeken kişi iyi fotoğrafçıdır. İç güdülerinize güvenmek zorundasınız. Onun yönlendirmesine açık olmak zorundasınız. İçinizde en derin yerden bakan size ait başka bir gözün gördüklerini ciddiye almak zorundasınız. Hikayelerimi seçerken de onları fotoğraflarken de mantıksal tarafımı geriye atmaya çalışıyorum. Bulunduğum alanı hislerimle takip ediyorum. Çektiğim fotoğraflar iç dünyamın yansımaları çünkü. Bazen özlemlerimi yansıtıyor, bazen acı tarafımı. Bazen toplumsal tarafımı… Video çekerken olaylara yöneliyorsunuz fotoğrafta olayların içindeki an’lara. Bir anlık bir dalgınlık muhteşem bir karenin kaçmasına sebep olabilir. Her an tetikte olmalısınız. Saniyelerle saliselerle ölçülen zamanlarda olup bitiyor her şey. Fotoğrafın güzelliği de özelliği de buradan geliyor. Görüp deklanşöre basana kadar geçen sürede gördüğünüz bir kareyi kaçırabilirsiniz. Bu kadar hassas… Biliyorsunuz ben video ve belgeseller çekiyorum. Şunu söyleyebilirim ki fotoğrafçılığın heyecanı çok başka. Yeni yeni hissediyorum bunu. Çok güzel bir duygu. Duygusal bağ kurmadan zaten çok zor. Elinizdeki makineyle bağ kurmak onunla bütünleşmek, bir olmak, bedeninize ruhunuza ait bir parçaymış gibi düşünmek zorundasınız. O duygusal bağ kurulduğunda bir makine olmaktan çıkıyor. Sizin içinizdeki duygunun açığa çıkmasına aracılık eden bir uzvunuza dönüşüyor.

 

Sanatçıların tarihin bellek tutucuları olduğundan yola çıkarsak bir fotoğraf sanatçısı olarak bize sanatçının günümüzdeki yerini nasıl anlatırsınız?

 

Belgesellerimde ve fotoğraflarımda işlemeye çalıştığım konularla bir şeyleri işaret etmeye çalıştım. Şimdiki zamandaki karşılıklarını “Haber verme” olarak düşündüm. An bitip haber verme işlevini tamamladığı andan itibaren de bu dönemi anlatan arşiv görüntüler olamaya başlıyorlar. Her ikisi de çok önemli. Bazı görüntülerimi sadece arşiv için çektiğimi söyleyebilirim. Bir gün gelip biz bu dönemlere tekrar baktığımızda bu görüntülerle bu fotoğraflarla anlamaya anlatmaya çalışacağız. Burada sanatçı bir adım sonrasını, bir yıl sonrasını 20 yıl sonrasını hesap eden ona göre kendini konumlayan, planlar yapan ve toplumu uyaran bir niteliğe sahip olmalı. Döneme ait belgeler, eserler bırakmalı. Toplumu ve insanı tanımalı, geçmişi, tarihi iyi bilmeli. Şimdiyi anlamak ve geleceği kurmak geçmişi iyi bilmekten geçiyor. Kendisini yenileyebilme, zamana uygun değişebilme, anlık sorunlar karşısında manevra yapabilecek zihinsel akışkanlığına sahip olmalı. Sanatçıyı illa ki diğer insanlardan ayıracaksak bu yönleriyle ayırmalıyız. Sanatçıların her zaman örgütlülükle ilgili sorunları olmuştur. Daha bireysel gelişen çıkışlar örgütlü sistem tarafından çabucak dağıtılabiliyor. Gezi ile aynı hedef için kendiliğinden bir araya gelen sanatçılar sistemin örgütlü saldırıları karşısında tutunabilecek güce sahip olamadılar. Saldırılar karşısında varlık gösteremeyenlerin sistemle kurdukları çıkar ilişkilerinin de etkisiyle bulundukları durumunda gerisine düşebiliyorlar. Ben iyimserliğimi koruyorum hala. Sanatçılar ve muhalif kimliğe sahip insanların bu geriye çekilişi güç toplama, değerlendirmeler, analizler yapıp tekrar sahneye çıkma adına iyi değerlendirebileceklerini düşünüyorum. Faşizmin hayatın her alanında yaptığı ciddi saldırıları göremezden gelemeyeceğimiz kesin. Toplumun her kesimi kendi alanında kendisini, düşüncelerini, değerlerini savunmak zorunda. Bunun için önlemlerini şimdiden alıp Faşizmle karşı karşıya geldiğinde ne yapacağını düşünmeli. Sorun insan olarak insanca bir yaşam sürüp sürmeme sorunudur. Olay bu kadar ciddidir. Sanatçılar bize doğruyu, gelen zamanı görme özelliklerini iyi kullanıp çözüm arayışlarını hızlandırmaları gerek.

 

Fotoğraf sanatıyla ilgilenenler için fotoğrafçılıkla ilgili zorlukları, aşılması gereken engelleri anlatır mısınız? 

 

Teknik olarak başlayalım ilk olarak. Öncelikle kullanacakları fotoğraf makinesine hakim olmalılar. Hakimiyet demeyelim de onu tanıma, anlama diyelim. Yukarıda belirmiştim makineyle bedenlerinin bir uzvuymuşcasına bütün olmalılar. Ben yoldaşım olarak düşündüm fotoğraf makinemi, kameramı ve bilgisayarımı. Aynı amaca hizmet etmek için birlikte yollara düştüğüm dostlarım olarak düşündüm. Yolculuklarımda hiç yalnız hissetmedim o yüzden. İlk denemelerinde başarılı sonuçlar alamayabilirler. Gezi boyunca çektiğim binlerce fotoğraftan seçip ayırabileceğim fotoğraf sayısı çok az. Yeni başlamıştım çünkü. Fotoğraf makinesinin ayarını yapayım derken kaçırdığım boşa giden fotoğraf sayısı hiç de az değil. Ayarları doğru yaptığım fotoğraflarda da hikaye olmadığını gördüm. Fotoğrafa bakınca bir şey anlatmıyordu. Bu dengeyi kurana kadar çok uğraştım. Aynı eylemde birlikte olduğumuz basından arkadaşların sosyal medyada, gazetelerde çıkan fotoğraflarına bakıp hiç bir zaman böyle fotoğraflar çekemeyeceğim diye çok düşünmüşümdür. Biraz inatçı olmak gerekiyor böyle anlarda. Neden sorusunu sormalılar önce kendilerine. Ben neden fotoğraf çekmek istiyorum sorusunu sormalılar. Ben kendime bu soruyu sorduğumda verdiğim cevabı çok iyi biliyorum. Kendimden yeni bir ben yaratmak için. Fotoğraflarımı hem kendimi değiştirmek için kullanmalıyım hem de topluma insanlığa hizmet eder hale getirmeyelim diye düşünüyordum. Bu sebepler belki de benim ısrarcı olmamı sağladı. Doğru cevabı bulduklarında önlerinde hiç bir engel kalmayacağını, kalsa bile o engeli aşabilecek gücü kendilerinde bulabileceklerini bilsinler. O andan itibaren çok zevkli bir uğraş haline geliyor fotoğraf çekmek. İşin sanatsal tarafının doyumuna ulaşmaya başlıyorsunuz. Benim kısaca söyleyeceklerim bunlar. Ayışığı Sanat Merkezi ve Önsöz ekibiyle hayatın her alanında dayanışmalarımız sürüyor. Bu beni oldukça mutlu ediyor. Size çok teşekkür ederim “Hayat Var” sergimize gösterdiğiniz ilgiden dolayı.

Okuyucularınıza da selam olsun.