İzmir’de Mart, yalnızca bir ay değil; bir ayaklanma zamanı oldu. Durgun havayı delen bir rüzgâr esti. Ve gözlerdeki buğunun yerini, parlayan bir ışık aldı. O ışık hepimizi kendine çekti. “Direnmek” yalnızca pasif bir söylem değil, eylemlerin içinde “Estetik” olarak vücut bulan bir kavram oldu. Ayaklanan kitlelerin estetize edilmiş ruh halini bir nebze olsun yansıtmak da bize düştü.
Uzun Yürüyüşler
Tınaztepe’den Şirinyer’e, ardından Lozan Meydanı’na uzanan yollarda; Gezi günlerini bile gölgede bırakan ve coşkulu yürüyüşler… Dokuz Eylül Üniversitesi’nden yola çıkan öğrenciler, ilk adımlarını kampüs kapısında kurulan polis barikatına rağmen attılar. Gözaltılar pahasına da olsa, barikatları yıkarak ilerledi binlerce öğrenci. Bu yürüyüşe, Dokuzçeşmeler ve Eğitim Fakültesi’nden de öğrenciler aktı. Her geçen gün barikatlar daha hızlı aşılır oldu. Polis, Eğitim Fakültesi’nin önüne ikinci bir barikat kurduğunda bile, gençler birleşerek yürümeye devam etti.
Dokuz Eylül ve Ege Üniversitesi kampüslerinde, öğrenciler tüm fakülteleri adım adım dolaştılar; dostlarını hem boykota hem yürüyüşe davet ettiler. Her yürüyüşün sonunda kampüs meydanlarında kurulan forumlarda kararlar alındı, eylem haritaları çizildi. Öğrencilerin nabzı tek bir yerde atıyordu: Ders boykotları örgütlemek ve ayaklanmayı büyütmek. Ve iki hafta boyunca fakültelerde dersler yerine mücadele sesi yankılandı.
Bu yürüyüşlerin bir başka özelliği de, yerinde duramayan bir kitleyi gözler önüne sermesiydi. Bornova Büyükpark’ta toplanan kalabalık Küçükpark’a, oradan Bornova Meydanı’na yürüdü; ama vardıkları yerde duramadılar, yürümeye devam ettiler. Aynı üçgende defalarca tur attılar; durmak değil, değişmek istiyorlardı.
CHP’nin Tutma Çabaları
Bornova Meydanı’na kurulan sahneler, CHP’nin kitlenin yürüyüşünü durdurma çabalarının simgesi oldu. Parti otobüsleri miting sahnesine, meydan konser alanına dönüştürüldü. Ama gençlik durmadı. Aynı sahne Cumhuriyet Meydanı’nda da tekrarlandı. Bürokratlar konuşturuldu, müzik yükseldi. Fakat kalabalığın kalbi, başka bir ritimle atıyordu.
Kitle, Cumhuriyet Meydanı’na sığmayarak Bayraklı’daki AKP il binasına yürüyen başka bir gruba katıldı. O gecelerde Bayraklı’da, polisle gençler arasında kıyasıya çatışmalar yaşandı. Kimi zaman göz göze, kimi zaman barikat barikata…
Bayraklı ve Bölük Bölük Gelen Kitleler
Bornova’dan Bayraklı’ya her akşam yürüyen üniversite öğrencilerine yol boyunca farklı renkler, sesler eklendi. Polis barikatı ve TOMA’lar sokakları kapattı, ama yürüyüş bölünmedi; öfke büyüdü.
Gazdan dağılan bir grup yerini hızla arkadan gelen başka bir gruba bıraktı. Alsancak’tan yürüyerek gelen ekipler de bu halkaya eklendi. Barikat tecrübesi az olan kitlenin dayanışma gücü büyüktü; her eksik omuzu, başka bir yürek tamamladı.
Bayraklı’daki plazalar ilk defa böylesine bir öfkeyle karşılaştı. Gündüz kravatlı bedenlerin dolaştığı sokaklar, gece gençliğin cüretiyle sarsıldı. Gri plazaların arasından, dövüşenlerin sesi yükseldi.
Toplu Taşıma Yasakları
İzmir, İstanbul’un toplu taşıma yasaklarını tanımamıştı bugüne dek. Ama Mart Ayaklanması’nda bununla da tanıştı. “Her yer Taksim” sloganı burada beden buldu. Devletin cevabı netti: “Alın size her yer Taksim.” Ve gerçekten de İzmir’in sokaklarına Taksim’in isyan ruhu indi.
Toplu taşıma yasaklanınca, Alsancak Garı’ndan Bayraklı barikatına yürüyen yeni bir hat oluştu. Daha önce ayak basılmamış bu güzergahta, yepyeni bir yol açıldı. Her adım, yeni bir başlangıca dönüştü.
Slogan
Bir cümle yankılandı her ağızda, her adımda, her taşın altında: “Çözüm sokakta, sandıkta değil.” Bu söz, sadece bir slogan değil; zamanın ruhuydu.
Manisa Kavşağının Kapatılması
Ege Üniversitesi öğrencileri, Manisa kavşağını işgal etti. İstanbul ve Ankara yönüne giden yollar artık gençliğe aitti. “Gezi’den öğrendik” diyen binlerce öğrenci, Gezi’de milyonlar tarafından kapatılan köprüleri anımsatıyordu birbirine.
Terörle Mücadele Şubesine Yürüyüş
İzmir tarihinde ilk kez Terörle Mücadele Şubesi’ne yürüdü insanlar. Gözaltındakilerin muayene hakkı engellendi, avukatlar TEM Şube’den dövülerek çıkarıldı, gözaltındakilere gazlı saldırı hazırlıkları yapıldı. Sosyal medyada hızla yayıldı haber ve elbette TEM Şube’ye yürüme çağrıları… Avukatlar, kadınlar, öğrenciler tek bir yürek olup aktı TEM Şube önüne. Kalabalık, nezarethanelerdeki işkenceye set oldu. TEM geri adım attı. Beton duvarlarının ardında ilk defa dışarıdan gelen bu haykırış bu kadar yakından duyuldu.
Adliye Sorguları
Gözaltına alınanlar adliyeye çıkarıldığında, İzmir Barosu ve ÇHD’den onlarca avukat salonları doldurdu. Polis, avukatların gözleri önünde bile işkenceyi sürdürdü. İşkenceler karşısında her ağızdan öfke yükseldi. Hava değişmişti artık. Sessizliğin yerini cesaret almıştı.
Mahpusluk
İlk tutuklanan gençler Menemen Cezaevi’ne götürüldü. İşkencenin yeni adresi Menemen Cezaevi oldu. Sabah sayımında askeri sayımı reddeden öğrenciler, koğuşa doluşan 40 gardiyanla uyandı sabaha. Gardiyanlar gençleri boğazlayarak, duvarlara yaslayıp işkence ederek sindirmeye çalıştı. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek” sloganları zindan duvarlarının dışına taştı.
Avukatlar her gün kapıya dayandı. Kalabalık ziyaretler, cezaevi idaresinin ezberini bozdu. Gardiyanlar artık her kelimesini tartarak söylüyor, her adımını ölçerek atıyordu.
Adli koğuşlar yıllarca yalnız kalmıştı. Şimdi onların arasında, başı dik yürüyen gençler vardı. Bu cüreti gören adli tutsaklar hem sahip çıktı gençlere, hem de umutlandı.
İzmir tıpkı tüm ülkedeki ayaklanan kitleler gibi bugünlerden çok şey öğrendi. Gezi’nin barikatlarını Mart ayazında düşmana her adımlarında hatırlatanlar, artık umutlarını bir daha kaybetmemek üzere koruyorlar…
Önsöz Dergisi, Dosya, 56. Sayı

