Sessiz Sinema Komedisi

Mack Sennett, Charlie Chaplin, Buster Keaton

Çocuklar arasında bir araba yarışı düzenlenir. Haberi duyan yapımcı Mack Sennett, Charlie Chaplin’den kendine komik bir kostüm bulmasını ve yarışın çekimi sırasında “kameranın önünde dolaşmasını” ister. Chaplin yarım gün içinde, öteki komedyen  arkadaşlarından aldığı pantolon, ceket, ayakkabı, takma bıyık ve bastonla kılığını tamamlar[1].

Şarlo (charlot, tramp); Charlie Chaplin’in oynadığı ikinci film olan “Kid Auto Races at Venice” filminde Chaplin’in oynadığı karakterin adıdır. Hafızalara kazınan kostümü ve çoğu filmde oynadığı serseri rolü bu kısa film ile ortaya çıkmıştır. 1914 Yapımı olan ve 7 dakika süren filmde, Chaplin’in rolü avarelik yapmak, araba yarışını çeken kameranın önüne gelip kamerayı kapatmak, kameraman tarafından sürekli kovulmasına ve komik bir şekilde tekmelenmesine rağmen tekrar gelip kameranın önünde durmak, çekimi sabote etmektir.

1910 Komedilerinin en üretken ve en bilinen yönetmen, yapımcı ve oyuncusu Mack Sennett’tir. Chaplin’i keşfeden ve sinema hayatına kazandıran kendisidir. Londra’da doğan ve yaşayan Chaplin, 23 yaşındayken pandomim oyuncusu olarak çalıştığı ekiple turnelere çıkmış, Amerika’ya gelmiştir. Sennett onun pandomim sanatını izlemiş ve ona bir filmde oynaması için rol teklif etmiştir. Chaplin’in kıvrak ve dansçı yapısını, kendi slapstick(kaba güldürü) filmlerine uygun bulmuştur. Böylece Chaplin, Making a Living isimli 13 dakikalık komedi filminde ilk rolünü oynamış, sinemaya adım atmış ve Sennett’le çalışmaya başlamıştır. Sadece ilk yıl yaklaşık 35 Sennett filminde oynamıştır. Bu filmler genel olarak tek ya da iki makaralık, 15-30 dakikalık filmlerdir.

Mack Sennett, sinemada slapstick türünün ustası sayılmaktadır. Keystone film stüdyosunun da kurucusudur. Bu stüdyoda yüzlerce film üretmiştir. Chaplin de sinema kariyerinin ilk kısmını Keystone stüdyosunda geçirmiştir.

Bu dönemin (1910’lu yıllar) komedi filmleri; tek makaralık, genellikle olay örgüsü ve hikayesi olmayan, yalnızca gülütlere dayanan yüksek tempolu filmlerdir. İnsanlar makine gibidir. Ciddi bir kaza atlatsa bile insanlara bir şey olmaz. Sennett’in insanları asla ölmez ve “makine insan” olarak anılırlar. Tren altında kalan biri ezilse bile ayağa kalkıp hiçbir şey olmamış gibi devam eder. Yüksekten düşen birinin bir yeri kırılmaz, bir şey olmamış gibi tekrar ayağa kalkar.  Kemiklerinin kırılmayacağı, canının yanmayacağı seyirci tarafından bilinir. Oyuncunun başına bir şey gelmeyeceğinin bilinci, filmdeki tüm tehlikelere rağmen izleyeni güldürür. Mekanik insanın acı çekmeyeceğinin bilinmesi bu filmlerin sert eylemlerini komik kılar.

Sennett, meydana gelen gerçek olayları kayda alıp bunları kurgulamakla da ünlüdür. Bir yerde yangın varsa, bir bina yıkılıyorsa, bir yerde kazı çalışması varsa ve benzeri birçok olay ve eylem, Keystone ekipleri tarafından kayda alınıp saklanır, film kurgularında kullanılır. Filmlerin bir kısmında yer alan sahneler bu sebeple gerçek olay çekimleridir. Chaplin’in ikinci filmi olarak bahsettiğimiz ve Şarlo karakterini ilk kez oynadığı “Kid Auto Races at Venice” filminde, gerçek bir araba yarışı vardır. Sennett, bir yandan gerçek araba yarışlarını kayda aldırır bir yandan da Chaplin’i bazı sahnelerde oynatıp kayıt yapar. Bu filmdeki Chaplin sahneleri kurmaca, araba yarışlarına ait çekimler ise gerçek çekimlerdir. Griffith’ten öğrendiği paralel kurgu yöntemi ile gerçek yarış çekimleri ile kurmaca çekimleri paralel şekilde montajlayarak, araba yarışları da kurmacanın bir parçasıymış gibi gösterir.

“Keystone polisleri”, yine bu dönemin ünlü figürleri olup birçok Sennett filminde yer almıştır. Sennett filmlerinde yer alan polisler oldukça beceriksiz, koşuşturup bir yere varamayan, birbirine çarpıp düşen, aptal ve avanak tiplerden oluşur. Gündelik hayattaki polislerden korkan ve uzak duran halk, sahnede gördüğü bu aptal polis tiplerine gülerek rahatlar.

Karakterin öneminin pek olmadığı, kısa gülütlerin tekrarı ile güldürünün sağlandığı bu kaba güldürü döneminde ortaya çıkan “Şarlo” karakterinin günümüze kadar ulaşması ve kalıcı olmasının birçok nedeni vardır. Chaplin deyince aklımızda beliren görüntüdür Şarlo. Chaplin bu karakteri benimsemiş, birçok filmde hem tekrarlamış hem geliştirmiştir.

Şarlo; sokak serserisi, aylak, berduş, avare anlamlarına gelir. İngilizcede tramp, Fransızcada charlot olarak kullanılır. Bu karakteri Chaplin yaratmıştır. Londra sokaklarında gördüğü yaşlı bir serserinin giysisinden esinlenmişti. Dar ve kısa bir ceket, bol bir pantolon, melon bir şapka ve bir baston… Kibar ve zengin beylere özenen bir yoksulu canlandırıyordu[2].

Chaplin’in annesi müzikhol oyuncusuydu. Gezici tiyatrolarda çalışır, Chaplin ve abisini de sahne sahne yanında gezdirirdi. Babası ise alkol bağımlısıydı ve onları terk etmişti. Anne bir dönem akıl hastanesinde yatmış, Chaplin bu dönemde iki yıl yetimhanede kalmıştır. Şarlo karakterini yaratmasında muhtemelen bu yaşadıklarının etkisi büyüktür. Doğuştan beri yarı yoksul yarı avare bir yaşamın içindedir.

Chaplin, kaba güldürü döneminde sinemaya girmiş olsa da, satir türünde film yapmayı tercih etmiş, 1910’lu yılların sonundan itibaren yazdığı, oynadığı ve yönettiği filmlerde kaba güldürü türünü yavaş yavaş terk etmiş ve komediyi bir amaç değil araç haline getirmiştir. Kaba güldürüde amaç insanları güldürmek iken, satir türünde amaç bir öykü anlatmak ve güldürü öğelerini bu öykü anlatımı sırasında araç olarak kullanmaktır. Bu sebeple Chaplin’in akılda kalan filmlerinin çoğu bir öyküsü olan, komedi unsurları kadar dramatik unsurlar da barındıran filmler olmuştur. Dönem sinemacıları gibi Chaplin de Griffith’ten etkilenmiş, öykü anlatımında “Griffith tarzı son” dediğimiz “finalin mutlu sonla bitmesi” tarzını kullanmıştır. Komedi ve dram türündeki filmlerinin hemen hepsi mutlu sonla biter. Filmlerindeki ana karakterler genellikle yoksul ve halktan insanlar olduğu için, karakterlerle daha kolay özdeşlik kurarız ve bu da filmlerin kalıcı olmasına katkı sağlar.

İlk dönem slapstick filmler çabuk tüketilir ancak bir hikaye anlatımına dayanmadığı için akılda kalıcı olmazdı. Bu sebeple kaba güldürü filmlerinin çoğu kalıcı olmamıştır. Chaplin’in bu dönemde ürettiği filmler de bu geçicilikten nasibini almış, çok akılda kalmamıştır. Kaba güldürü döneminde oynadığı yaklaşık 50 filmden birkaç tanesi akılda kalabilmiştir. Chaplin filmleri deyince, esas aklımıza gelen 1920’ler ve 30’lar boyunca ürettiği filmlerdir. 1930’lu yıllarda sinemada sesli filmler üretilse de Chaplin genel olarak sesten kaçınmıştır. 30’lardaki filmlerinin çok azında ses kullanmış, sesi sınırlı tutmuştur. 1947 yılında çektiği Mösyö Verdoux ve 1952’de çektiği Sahne Işıkları filmlerinde sesi filmin tamamında kullanmıştır. Bu iki film yoğun diyalog içeren filmleridir. Ayrıca bu filmlerde Şarlo rolünde değildir.

En büyük filmlerinde hep Şarlo karakterini oynamıştır. İlk filmlerinin süresi kısadır. The Kid (1921) filmini orta metraj olarak çekmiş, sinema tarihi boyunca birçok yönetmeni bu film ile etkilemiştir. Kemal Sunal’ın oynadığı Garip isimli film bu filmden uyarlamadır.

The Gold Rush (1925), yine The Kid gibi yönetmeni, yapımcısı ve yazarının kendisi olduğu diğer büyük filmidir. Film, 1896-1899 yıllarındaki Alaska Altına Hücum Hareketi’ni anlatır. Şarlo da altın aramaya çıkmış ve başından çokça macera geçecektir. Açlıkla sınanacak, ölmemek için ayakkabısını pişirip yiyecek ve aşık olacaktır. Filmin sonu ise yine Griffith tarzı sonla bitecek; Şarlo, hem altını hem aşkı bulacaktır.

1928 yılında çektiği ve oynadığı The Circus ise, Şarlo karakterinin tüm tipikliğiyle bizlere sunulduğu filmidir. Hırsızlıkla suçlanan Şarlo polisten kaçarken yanlışlıkla bir sirke girer ve polisler peşinden gelir. Bu kovalamaca sahnesini sirkteki seyirciler bir gösteri sanır. Şarlo’yu beğenen sirk sahibi onu işe alır. Şarlo hemen çalışmaya başlar ve başından birçok macera geçer. Filmin sonunda sirk dağılır, Şarlo yine işsiz kalır.

City Lights, 1931 yapımı bir başka ünlü filmidir. Bizde yine Kemal Sunal’ın oynadığı En Büyük Şaban uyarlaması vardır. Chaplin bu filmde de Şarlo rolündedir. Büyük Diktatör ve Modern Zamanlar, 30’lu yıllarda yine Şarlo rolüyle oynadığı en bilindik filmleridir. Bahsi geçen tüm bu filmlerin yönetmeni de yine Chaplin’dir.

Chaplin filmleri tamamen güldürüden oluşmaz. Trajik ve çoğu zaman romantik bir öykü etrafında güldürü öğelerini kullanır. Şarlo, alt sınıfa mensup, hem kurnaz hem saf, hem yardımsever hem bencil, genelde yalnız, evsiz ve işsiz, itilip kakılan ve hor görülen, bir şekilde talih yüzüne gülen ve tesadüfen yaşayan biridir.

Komedi tıpkı tiyatroda olduğu gibi sinemada da ilk döneminde alt tabakaya hitap etmiş, çok saygınlık görmemiştir. Chaplin filmleri komedi türüne saygınlık kazandırmıştır.

Komedi ve mizah, otoritenin elinde bir silah olduğu gibi, bazen de onun düşmanıdır. Otoriteyi tehdit ve tedirgin eden bir yapısı vardır. Chaplin’in Gold Rush ve Mösyö Verdoux filmleri, dönemin otoritelerini tedirgin eder. Komünizm düşmanlığı bu dönemlerde yaygın olduğu için bu filmler korku salar. Gold Rush filmi, fırsatlar dünyası ve sınıf atlama rüyasını pazarlayan kapitalizme karşı bir hicivdir. Sınıf atlama rüyasına kapılıp altın aramaya giden insanların nasıl ölüme ve açlığa gittiğini, çoğunun hayatta kalamadığını ve çok azının zengin olabildiğini gösterir. Soğuktan ve açlıktan ölmek üzere olan Şarlo, bu filmde açlıktan ölmemek için ayakkabısını kaynatıp yer ve fırsatlar dünyası olarak insanlığa sunulanın insanlık dışılığını gösterir. Bu sebeple otoriteyi tedirgin etmiştir. Sırf bu yüzden Chaplin, Amerika’da yaşayıp çok büyük filmler üretmesine rağmen Amerikan vatandaşlığı alamamış, Nazi iktidarını eleştirdiği Büyük Diktatör filmiyle hakkında karalama kampanyası başlatılmış, sonrasında yaptığı çoğu filmde, komünizm düşmanı otoriteler tarafından bu karalama kampanyası devam etmiş, yaşamının sonuna doğru İsviçre’ye yerleşmek zorunda kalmıştır.

Komedi, eğer egemen sınıfa yönelmiyorsa, onların iktidarı için bir sorun oluşturmaz. Aksine gülme eylemini gerçekleştiren ezilen sınıf rahatlar, meseleye olan ilgisi zayıflar. Bahtin, karnaval ve bayramların ortaçağda iktidar sahibi olan kilise ve devletin bekası için çok önemli olduğuna vurgu yapar. İktidar, halka yılda bir kereliğine de olsa kuralların dışına çıkma izni vermiştir. Bu izin, gülme dışına çıkmamak kaydıyla verilmiştir. Bu durumda gülme ve güldürmenin iktidar için tehlike arz etmediğini, aksine halkı sakinleştirip kendilerine yönelebilecek şiddet eğilimini ortadan kaldırdığı tespitini yapar[3].

Bizdeki Karagöz ve Hacivat da benzer bir rol görmektedir. Hakkı yenen, ezilen halk, içindeki öfkeden kurtulmak için bu oyunlarla yöneticileri yerden yere vurur, rahatlayıp güler. Komedi ve mizah, iktidar tarafından kullanıldığında toplumdaki hıncı ve öfkeyi yatıştırır, halkı güldürerek rahatlatır ve sakinleştirir. Ancak halk tarafından etkili kullanıldığında ise iktidara bir tehdit oluşturur, sopa olarak kullanılır.

Kaba güldürü dönemindeki komedi filmleri iktidara yönelmemiştir. Keystone polisleri ile kolluk gücü avanak tipler olarak gösterilse de, bir yönüyle de izleyicinin polislere olan öfkesini yatıştırmıştır. Ancak Chaplin filmlerindeki mizah pek de iktidarla barışık değildir. Yoksulluğu, çürümeyi, kapitalizmin fırsatlar dünyası yalanını, toplumun zengin kesiminin yoksul kesime bakışını, iş ve gündelik hayattaki yabancılaşmayı güçlü bir şekilde ele almıştır. Kapitalizmin krizi ve çürümesi Chaplin’den sonra da artarak devam ettiği için, Chaplin filmleri hala etkisini ve gücünü korumakta, Şarlo ile günümüz insanı ve yeni kuşaklar da özdeşlik kurabilmektedir. Otoriteye karşı çok sayıda film üretebilmesinin nedenlerinden biri de Chaplin’in kendi stüdyosunu kurabilmiş olmasıdır. United Artist ismindeki stüdyonun ortaklarından biri kendisidir. Aksi halde dönemin düzeniyle ters düşmekten kaçınan ve çok sıkı kurallara tabi olan film stüdyolarıyla çalışması pek muhtemel olmayabilirdi.

***

1920’lerin diğer üretken komedi sinemacısı Buster Keaton’dır. Şarlo gibi onun da kendine has tarzı vardır. Yüzü hiç gülmez. Keaton, “büyük taştan surat” olarak anılır.

Anne babası sahne sanatçısıdır. Keaton da Chaplin gibi çocukluğundan beri sahnede yetişmiştir. Henüz bir buçuk yaşındayken merdivenlerden yuvarlanmış, burnu dahi kanamadığı için dönemin ünlü sihirbazı Harry Houdini ona “uçan” anlamına gelen Buster adını vermiştir. Daha üç yaşındayken vodvil oyunları oynamaya başlar.

Oyuncu olduğu gibi yönetmendir de. Oynadığı hiçbir filmde dublör kullanmamıştır. Filmleri izlendiğinde görüleceği üzere çok tehlikeli rollerde oynamasına rağmen hepsini dublörsüz oynamıştır.

1924 yılında rol aldığı Sherlock Jr. adlı filmde, bir sahne çekiminde, su kulesinin altındayken suyun basınçlı ve şiddetli gelmesi nedeniyle yere düşer. Ağrılarına rağmen oynamaya devam edip filmi tamamlar. Çok sonra bu sahnede boynu kırıldığı farkedilir. Bu tür tehlikelere rağmen dublör kullanmamaya devam eder.

Yaklaşık 20 yaşına kadar anne ve babasıyla sahneye çıkmaya devam eder; ancak yaşadığı hayattan mutsuzdur ve babasının baskısı altında bu işi yapar. Mutsuzluğunu sahneye taşır; sahnede gülmez, ağlamaz, seyirciye duygusunu hiç belli etmez ve “ifadesizlik” durumu gitgide ilgi çekmeye başlar. İzleyicilerin beğenisini toplayan Keaton’ın bu performansı hem komedi unsuru olarak kullanılır hem de Keaton’ın tarzı olur.

Filmlerinde daha çok polisiye bir öykü vardır. Komedi türünü Chaplin gibi hikayeye yedirerek kullanır. Bu dönem komedi sinemasına saygınlık kazandıran bir diğer kişidir.

The Navigator (1924), Sherlock Jr. (1924), Our Hospitality (1923), The General (1927), Collage (1927), The Scarecrow (1920) bazı önemli filmleridir. Sahne Işıkları filminde Chaplin’le birlikte rol almış, 1965 yılında çekilen Film isimli, Samuel Beckett’in yazdığı felsefik ve varoluşsal temalı bir filmde oynamıştır. Çektiği ve oynadığı filmlerde film müziklerini Chaplin gibi kendi yapmayıp başkasına tasarlattığı için, filmlerinin müzikleri Chaplin filmlerinden daha zengin ve etkilidir. Chaplin film müziklerinde çeşitlilik daha azdır.

Sonuç olarak, Sennett ile üretken bir hale gelen dönemin komedisi, özellikle Chaplin ve Keaton etkisiyle saygınlık kazanmış; Chaplin, Şarlo karakteri ile dünyanın her yerinden insanın özdeşleşebildiği bir kültürel miras bırakmıştır.

[1] Sessiz Sinema, Nilgün Abisel, OM Yayınları, 2. Baskı, 2003
[2]  Age, Nilgün Abisel
[3]  Fırat Üniversitesi Yüksel Lisans Tezi-Şafak Rüzgar Yıldız, Romanın Başlangıcı Pikareskin Sinemadaki Uyarlaması: Dünya Sinemasında Şarlo Türkiye Sinemasında Şaban- 2018

Önsöz Dergisi, 56. Sayı