Bunlar Yaşanmışlığın Çeyreğidir

“Hayatta bir dilek hakkım olsaydı, Hakan ayağa kalksın derdim.”

 

Ayinesi iştir kişinin laf’a bakılmaz! Şiirinin mısrasında dediği gibi, “ne vakit yola çıksak yol olduk”.

Tam olarak ne yaşıyoruz? Bizden aldıkları can, bir isimden ibaret değil ki…

Senin adın Ülke olsun! 

Köylerden kentlere, sayısını bilemediğimiz yolculuklar, yaşam hakkı mücadelesi… Limak, Cengiz, Zorlu, Sinpaş… Şirketlerin önünde eylemler ve hatta birlikte gözaltı süreçleri…

Sahi sen gazetecisin, bizimle gözaltında ne işin var?  

“Hepimiz aynı dert için sahadayız.” 

Kaz Dağları’ndaki duruşmaya ses vermek istemiş, gece 23.00’de karar alıp sabah 10.00’da Üsküdar’daki Cengiz Holding binası önünde yedi kişi bir araya gelmiştik.

Ne vakit destek istesem yolumuza yoldaş oldu…

Gazeteci, belgeselci, hak savunucusu, Hakan Tosun’la birlikte hepimiz gözaltına alındık.

Tek üzüntüm kameranın da alınmış olması!

“Üzülme, kameram kayıtta, hafıza kartı yaşlı direnişçinin cebinde.” Zekanın ve koca bir yüreğin bileşkesi Hakan! O gün o yedi kişi, ülkede önemli bir kamuoyu oluşturdu, bu da Hakan’ın eseriydi.

Uzun yolların ve uzun yılların içinde derin anılar biriktirdik.

Acının kenti Hatay yollarına düşmüş, yaralarımızı sığdıracak bir sokak bulamamıştık. Enkaz yığınlarının üstünde notlar. Bir tanesinde “kızım, ben seni burada beklemeye devam edeceğim” yazılı. Birlikte yere çöküp boğazımız düğümlenene kadar sustuğumuz Hatay! 

Hatay’da söylediği tek cümle ile bir ömürlük duruşu özetleyen insan; “Aslı, hiç değişme. Hep böyle temiz ve onurlu kal.” Sözün açılımı Hakan’ın hayat tecrübesinin kendisiydi.

Bilirim, Hakan az konuşur, kısa cümleleri koca bir hayatın hikayesi olurdu…

Aylarca sokaklarda yatarak Hatay halkının acısını bire bir yaşayan gazeteciye Hakan Tosun denir! 

Bir yılda dört defa İstanbul’dan, Akbelen yolları… Yola çıkmadan sigara stoğu yapardım. 

Hakan tütün sarardı, bazen alanlarda çalışmaktan tütün sarmaya vakit bulamazdı.  Dayanışmanın olduğu her alanda sigara paketleri de paylaşılır. Kamerasını muhafaza ettiği sırt çantasına hazır paket attığımda tebessümü kahkaha ile eş değerde olan güzel kardeşim gülümseyerek “beni pakete alıştırma” derdi.

Tanış olduğumuz yılı, günü söylemek mümkün mü? En az on beş, belki de yüz yıl…

Akbelen’de TOMA’nın önünden gözaltına alındığımız günün akşamı yediğimiz gazların, tanklardan üzerimize sıkılan suların, aldığımız darbelerin akıbeti hastalık olarak geri döndü… Sabah günün ilk ışıklarıyla çadırdan çıkıp Hakan’ı kamerası elinde nöbet alanında çekim yaparken görmüş, yanına gitmek istemiş, bir gün öncesinin etkisiyle başım dönmüş ve sendelemiştim. “Hasta olacaksın, geçmiş olsun demekle de geçmeyecek” demişti. Yaklaşık altı ay sonra da ciddi bir hastalığa yakalanmıştım (öngörü işte). Ameliyat sonrası arayarak “nerdesin, geliyorum” diyen vicdan sahibi insan..!

İkizdere… Yurdum! Meftunu olduğum Karadeniz dağları! Karadeniz’de direniş zordur. Zira iklim şartları, coğrafyası, kültür yapısı en zor bölgedir. Keçilerin tırmandığı patika yollardan direniş alanlarına tırmanıyoruz! 

Hakan’ımız bir yılda birçok defa yanımızda… Rize valisi OHAL ilan etti! Küçücük köyde bir ay OHAL! 

İkizdereli olmayan hiç kimseyi köye almadılar. Yollarda ve ormanın içinde her ağacın dibinde jandarmalar nöbette! Slogan atmak, pankart asmak yasak! Validebağ Gönüllülerinin emaneti olan dayanışma pankartını İkizdere nöbet alanına asmaya kararlıyım! Arbede yaşansa da asmayı başardık!

 

Sevgili Hikmet beyin “Hakan eşimin kardeşidir” deyip jandarma komutanına kafa tuttuğu günün akşamında “burada gökyüzüne yakınız, yok belki de o bize yakın” demişti.

Edebiyata olan sevgisini o gün anlamış, ortak bir noktada yine buluşmuştuk. Yanı sıra felsefe ve sanat tarihine de meraklıydı.

Elinin, yüreğinin ve aklının dokunduğu mekanları, düşünceyi, güzelleştiren kardeşim…

Cengiz Holding’e 79 yıllığına koşulsuz hibe edilen güzelim Eskencidere Vadisi… Dünya literatüründe ilk ellinin içinde olan doğa mucizesi… Binlerce ağacın, ormanlardaki yaban hayatının, alabalıklarıyla birlikte derenin, ata topraklarımızın imha edildiği İkizderem..!  Milyar dolarlık şirketlere karşı mesleğini ahlaki bir duruşla icra eden, aynı zamanda da direnişin kendisi olan Hakan!

Karadeniz’de miting yapacaktık. Hakan birkaç gün öncesinden gelecek, birlikte hem dağlarda gezecek, hem de Karıncalar Karadeniz bileşenlerimizle hep birlikte mitinge hazırlanacaktık!.. Biz bu organizasyonu planlarken Hakan’ımızın ailesinden “Hakan’a ulaşamıyoruz” haberini aldık. 10 Ekim’den bu ana kadar mücadeleye ve #HakanTosunNedenÖldürüldü sorusunu sormaya devam ediyoruz. 

Yazmakla bitemeyecek kadar güzelsin!

Validebağ Korusu’nda şafak operasyonu… Güvenlik güçlerinin belime tekme atmasıyla hareket edemez haldeyken, koru sakinleşince çimlerin üstünde saatlerde dertleştiğimiz gün annelerimizin ne kadar özel ve fedakâr olduklarını birbirimize itiraf etmiştik, zira hayat ikimizin de annesini aynı yerden vurmuş, her ikisi de dört evladına hayatını adamıştı… Derin ve hiç unutamayacağım bir sohbetin içinden çıkamamıştık.

Amasya Çambükü’nde zulüm var Hakan, “araç bulabilirsen hemen gidelim”. Bir otobüs yaşam savunucusu düştük yollara. Elli hanelikti Çambükü. Topraklarına, meralarına sahip çıkan Çambükü kadınlarına zulüm yapılıyordu. Kendi içinde direnmiş ve mücadeleyi de kazanmıştı. Bizler de dik duruşu selamlamaya, köylülerle tanış olmaya, her daim yanınızdayız demeye gittik. 

Hakan’ın Çambükü için; “Sayısız şehirler köyler gördük İkizdere dahil, tüm direniş alanlarında ülke bazlı kamuoyu oluşturuldu ve her şehirden bölgelere desteğe gidildi. Elli hanelik köydeki insanların samimi direnişine hayran kaldım… Hiçbir destek almadan başardılar! Geçim alanlarına, bamya tarlalarına OSB yaptırmadılar.” demişti.

Bileklerinde ters kelepçe, yüreklerinde onurlu direnişin hikayesi… Çambükü! 

Birçok defa yola revan olduğumuz Ankara yolculuğumuzun bir tanesinde, TBMM’ye giderken otobüsün içinde düşmüş parmağımı kırmıştım. Molada “başkası olsa geri döner ya da doktora giderdi” demişti. 

Ekokırım Yurttaşın Yasa Teklifini meclise sunma mücadelemiz. Meclisten aldığımız randevular, görüşülecek partiler, uykusuz geceler, ülke bazlı sokaklarda toplanan imzalar…

Bir yemin ettim ki dönemem! “BİLİYORUM” dedi. 

 İstanbul’da sayısız semtler ve direniş hikayelerimiz… Bedenini toprağa emanet etmeden bir gün önce cemevinde gasilhanede vedalaştık… Başında bone, kıvırcık saçlarından yanağına dökülen iki tel saç, yüzünde direnişin son belgeseli… Elimde su, yüreğimde öfke, dilimde dua… Yedi iklim bu ülkeye hakkını helal et derviş yürekli kardeşim! Dedim ve çıktım..

İnsanın yüreği uyuşur mu? 

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar yaşadım…

Kula minnet eylemeyen mücadelene bin selam olsun…

Seni her gün Nesimi’nin minnet eylemem şiiri ile anıyorum.

 

EYVALLAH!

 

Aslı Kahraman Eren
Önsöz Dergisi 58. Sayı