Okur iyi bilir. Kitaplar, tarihini ve yapısını uzun uzun anlatır. O yüzden bu yazıda uzun çözümlemelere gerek duymadan anlatacağız.
Sömürücü iktidarlar, özellikle faşist iktidarlar bir korku ve şiddet öğesi olarak yer alır insanlık tarihinde. Farklı olanı, özgürlükleri, devrimci düşünceleri yok etme üzerine kurulmuş, emir kipinden başka cümlesi olmayan metal bir ses. Doğaya, insana, güzelliğin bütün düşüncelerine düşman, sürekli bağıran bir ses. Büyük sömürü ve talanın yapısı. Dahası, yalanın ve alçaklığın düzeni…
Diğer tarafta devrimci düşünceler, insanlığın kalp atışı… Yaratmanın sonsuz ritmi… İnsan güzelliğinin sömürüsüz dünyaya açılan kapısı… Hiçbir zorbalık karşısında, şu ya da bu durumda alçalmayan güzellik. Ölümün dahi yeraltında tutamadığı biricik diyalektik estetik.
Sömürücü iktidar ve özellikle faşizm, insanlığın kalp atışını durdurmak, sömürüsüz dünyaya açılan kapıyı sonsuza kadar kapatmak için acımasız ve alçakça yöntemlere başvurmaktan hiçbir zaman geri durmamıştır.
Kenan Evren 1980 askeri faşist darbesini bir tıbbi müdahaleye benzetmişti. “Vücudun hastalıklı kısmı kesilip atılmalı” diyordu. “Vücudu kanserli hücrelerden kurtarmak gerekir”i sık sık tekrarlıyordu.
“Bir hastalık teşhis edilmezse” diyordu faşist Evren, ”ilacı da bulunmaz. İlacı da bulunmadığı içindir ki hastalık bütün vücudu sardı. İşte bu durumda TSK, milletten aldığı güçle duruma el koymak zorunda kaldı ve hastalığın tedavisine başladı”.
Faşist Evren; devrimcilere, devrimci düşüncelere saldırmayı, onları susturmayı, gerekirse yok etmeyi ameliyat metaforuyla açıklıyordu.
”Hangi hasta ameliyat masasına isteyerek yatar? Ama ameliyattan sonra sıhhatine kavuşur. İşte biz de hastayı ameliyat masasına yatırdık, ameliyatını yaptık, şimdilik iyilik safhasında”.
Faşist Evren 12 Eylül faşist darbesini birkaç kez hastalığa bulunmuş bir çare olarak sundu. Devrimci düşüncelere yapılan bütün faşist saldırıları tıbbi bir terimle dile getirdi: “Acil Reçete”… Öyle ki, “reçete” sürekli hazırdı ve bütün devrimci düşüncelere uygulanabilirdi.
17 yaşındaki bir çocuğun düşünceleri, bu reçetelerle bir yaş büyütülüp asılabilecek hale getirilebilirdi.
133.607 adet kitap acilen yok edildi; çünkü devrimci düşünceleri saklıyordu bu kitaplar ve kapakları açıldı mı bütün ülkeye yayılıyordu. “Acil Reçete” yakın diyordu.
Öte yandan 12 Eylül faşizminde, meslekleri gereği devrimci düşünceleri “rehabilite edilecek bir bünye” olarak gören, faşist Evren’den farklı bir projenin sahibi olan uzman soytarıların da sesleri duyulmaya başladı.
1985’te zindanlarda devrimcilerin rehabilitasyonunu amaçlayan bir sempozyum düzenlenmişti. Bu faşist uygulamalara Adalet ve İçişleri Bakanı, uluslararası terör uzmanları, ceza hukukçuları ve adli tıp başkanının yanı sıra nörofizyoloji uzmanı, psikiyatrist faşist Ayhan Songar ve birçok soytarı hekim de katılmıştı.
Tuhaf, alçakça, bir o kadar da gülünç ama gerçek; zindanlardaki devrimcilerin sosyoekonomik, psikolojik, nörolojik ve genetik profilleri çıkarılmış, devrimcilerin ıslahında kullanılacak siyasi düşünce değiştirme yöntemleri tartışılmıştı.
Bu düşüncelerin, yani devrimci düşüncelerin, hasta düşünceler olduğunu ve “Acil Reçete” ile tedavi edilebilir olduklarını söylüyorlardı.
1985’te; 12 Eylül faşist darbesi sonrasında uygulanan “teröristlerin” rehabilitasyonu sempozyumu yapıldığında, bu faşist yöntemleri savunmak ve haberini yapmak Nokta dergisine düşmüştü. Ölümcül bir salgının tedavisi bulunmuş, okullara bu buluşun haberini veriyordu. Ne de olsa faşist Evren “Acil Reçete”yi onlara anlatmıştı.
“Nokta’nın Görüşü” başlığıyla çıkan yazıda şu söyleniyordu: “Terörizmin, kaynaklarıyla birlikte anlaşılmaya çalışılması övgüye değer bir çaba. Ancak iki şartla. Bunun çeşitli kuşku ve söylemlere yol açmayacak biçimde, gizli kapaklı olarak yapılması gerek. Konulacak teşhislerin yanlış tedavilere yol açmayacak teşhisler olmasına dikkat etmek gerek.” Yani terörizm hastalığının “doğru teşhisi” ve “doğru tedavisi”.
Hitler faşizmini ve onun propaganda aydınlarını aratmayan bu tuhaf ve alçakça yaklaşım; Nazi propagandasının temel unsurlarından biri olan “komünist düşünceyi ezmenin, dünya sağlığını koruyacak yegâne eylem olarak görülmesi” düşüncesini selamlar.
Böylece Nokta Dergisi’nin “Acil Reçete”yi faşist Evren’den çok Nazilerden aldıkları anlaşılıyor. Ne de olsa Nokta Dergisi, “bilimin evrensel olduğunu kabul eden saygın bir dergi” idi!
Bir başka örneği de, faşist Ecevit’in “hayata dönüş operasyonu” olarak adlandırdığı 19 Aralık zindan savaşlarında görürüz. Devrimcilere, devrimci düşüncelere dönük bir faşist saldırı yine bir tıbbi terimle anılır.
Karşı tarafın devrimci düşünceleri tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak göstermesi nedensiz değildir. Değil mi ki Erdoğan, Gezi ayaklanmacılarını toplumun çürüğü olarak aktarmış, Gezi’ye ait olan her şeyi hastalıklı olarak imlemişti. Herkese teker teker uygulayacak “Acil Reçete” olmadığından, 81 ilin 80’inde insanları sokağa indiren bu düşüncelere ve insanlara toptan bir teşhisle “çürük” demişti.
Bu tanımlamaların nereye, hangi pratiklere eklendiği önemli…
Amaç, devrimci düşünceleri bulaşıcı bir hastalık, bir veba olarak gösterip; kitlelerin bulaşıcı bir hastalıktan kaçar gibi, devrimci düşüncelerden kaçmasının bilinçaltını inşa etmektir. Ama Marksist düşünceleri ıslah etme (ezme olarak okuyun), faşist iktidarlar tarafından bu zamana kadar pek de yapılamadı.
“İçeriye hakim olmadan dışarıya hakim olamayız” diyordu faşist Ecevit.
Zindanlardaki devrimci düşünceleri bitiremedikleri gibi dışarıdaki kitlelerin düşünceleri de devrimcidir artık.
“Bitirdiğinizi sandığınız bir düşünce var
O biziz. İçerde ve dışardayız
Tükendiğini gördüğümüz bir geçmiş var
O sizsiniz. Azınlıkta ve çöküştesiniz”
Sinan Özgür, Önsöz Dergisi 57. Sayı

