Filistin’e Bir Ağıt

Filistin…

Sadece sesli ve sessiz harflerin

toplamı değil

basit bir toprak parçası

hiç değil

77 yıllık katıksız bir tarih

ve kocaman harflerin bileşimisin sen

Hakkında nice şarkılar söylenen

Kimi kitaplar yazılan

ve en çok da ağıtlar dökülen

Sen ki, seslisi ve sessizinde

susturulmak istenensin 

Tüm bunlar ve daha fazlasıyla

O savaşçı coğrafyana

baş eğmeyen kavgaları sığdırırsın

8 harfin, 77 yıllık savaş destanı bu.

Bitmeyen iradesi,

teslim alınamayan o yüce duruşunla

çağları inletensin 

48’de emperyallerin ve içeriden

düşmanların ihanetiyle

yurtsuzlaştırılan o kadim halkın

ev sahibisin.

Arkaik tarihten bu yana nice 

medeniyetlerin koruyucusuydun sen

işte bu 77 yıl, 

o kocaman 70 yıl bir milenyum 

ve o 7 yıl bir yüzyıla bedeldir

Bu yüce tarih 

yurtsuz evlatların coşkun anlatısıdır 

Lakin her anlatıda 

hüzünler, acılar, kahramanlıklar ve 

ihanetler saklıdır 

Ve Filistin, sen bunların

hepsini bağrında taşıyansın

“Ya Falastin, ya baladuul haluu”

diye çağırır seni Arap halkı 

Tüm inanç ve renkleriyle bir 

motifin imgesel desenleri gibi 

sanki sırtından bıçaklanan 

bir meftunun ahları gibi 

satıldın ve tarumar edildin 

“Nakba” dedik ona, yani 

o kara gün

Lanetli felaket… 

Bu tabiatın bir hilesi değil 

Hegemon olmayı arzulayanların 

gizil planların vuku bulmasıydı. 

Kana susamış barbarların 

hınçla ve o tiksinç kahkahalarla 

andığı o kahredici tarihtir bu

Sen ki zeytinin hürmetiyle 

korurdun evlatlarını 

Tam da bundandır ki 

yerlerinden edilen evlatlarını 

bağrına basma diye 

yakıldı zeytinlerin ve 

daha nice ağaçların 

kırıldı o taze fidanların 

yalın, ince boyunları 

kara cinayetlerin 

ağıtlarına cümlelerdin 

Bitimsiz ağıtlara bir 

utanç hediyesi 

ve belirsizliklerin, sürgünlerin 

vücut bulmuş halkı 

oldun bir vakit 

Oysa toprağında kökleri 

yere rabıtalı çınarlardın

Çağlara meydan okuyan 

direnen kendince

Değil midir her yıkım kendi 

isyancısını yaratır 

ve sen bu dehşetin

utancına yenilmedin 

sürenlere karşı yanıt arayışında…

Büyük geri dönüşlerde 

yollarda tükenen 

ve yine binler olan 

yollarda ölüp, topraktan doğan 

Senin savaşçıların dün kundaktaki 

kızların, evlatların, çocuklarının 

düşlerini arayışıdır 

Bu öykünün kahramanları onlardır 

Yeri geldi adı Hanzala oldu 

Siyonist kurşunlarla gülüşleri 

derdest edilen 

An geldi, başkaldıran intifada 

generalleri oldular 

Metalden canavarlara taş atan 

militan yürekler 

Ardında bin kardeşini ya da 

refikini hiç bırakmayan…

O özlem ki, nehirden 

denize bir vatandır 

Nehirleri coşkunca çağlayan 

halkı kefiyeler giyen 

ve kimi diller konuşan, 

nice dinlere inanan

direngen coğrafyasın 

Emperyalizmin hışmında üreyen 

o siyonizm, 

seni nasıl da kavurdu! 

Yağmacıların ve işgalcilerin 

o soysuz nefreti 

savaş çağrısı oldu genç kuşaklara

Düşen binler, isimsiz kahramanlar 

enternasyonalizmin coşkusuyla bütünleşti yüreklerde

Sınırları aşan o savaş 

şiarları bilinçlere işledi. 

Kara gözlü, siyah saçlı kadın 

yurt aşkıyla kavgalara mı tutuştun sen?

Leyla’ydı adı, 

hüznünü isyana çeviren 

hasreti inancıyla karan 

alabildiğine kararlı kadın…

Habaş’ın yoldaşı, nam-ı diyar 

El-Hekim 

Gassan size bakıyor, 

saflarında dövüşenlerin 

halkımızın cephesi diye andığı 

Bayrağına kadim Filistin yurdu 

nakışlı özgürlüğün örgütü…

Kardeşlerim, sizi özlüyoruz

O bilge ve militan yürekleriniz bizimle…

Silahın soğuğuna sarılıp 

rüyalarını özgür ülke için gören, 

gözü kara militanların fedakâr kuşağı… 

size selam, size hasret.

Filistin önünüzde saygıyla durur, 

ölümsüz her savaşçısının andını 

ağızdan ağıza dillendirir

“El Mavt La Sahyun” diye yankılanır sloganlar 

defnelerin altında huzurla yatan 

adsız fedailerin kulaklarında çınlar 

Kudüs’ten Ramallah’a uzanana bir intifada

Tel Aviv’i döven füzeler olur 

Düşmana korku 

Düşmana ölüm 

Özgür vatan için kavga sonuna kadar 

koymadan ara noktalar…

Ey Filistin, 

evlatlarını zamansız ölümlerde 

kırılan gençliğin hazin coğrafyası… 

Mahmud Derviş der 

“Kaydet belleğine, ben Arap’ım” 

bütün bu yıkımın, 

bu bitmeyen destanın hafızasıyım 

Ziyad Rahbani, senin için çalan tamburasını

Savaşla büyüyen her yeni 

kuşakta yeşeriyor savaşımız 

Filistin…

Gün geldi, düşman diye getiren sen 

kurulan masalarda atılan o hain 

imzalarla gene satıldın 

Hepimiz tanık olduk buna 

67’de ve 73’te 6 günde 

seni terk edenler, 

sessizce alkışladı bunu 

gizli kapılar ardında 

siz, ta Basra’dan Süveyş’e 

uzanan o geniş toprakların 

kara utancısınız.

Tuzla buz olmuş tanklarınıza, ordularınıza

inat yıkılmadı Arap halkları

Filistin için mukavemetine 

ara vermedi asla

ve tarihin yazıcıları büyük puntolarla

işledi bunu, Filistin’in kanlı öyküsüne 

İşte, bu ateşten kardeşlik 

mukavemeti kani yaptı. 

İçeriden bıçaklayanlara inat 

başkaldırılarla dağıtıldı düşmanın soysuzluğu 

Dört tarafı kuşatılmış, 

ey zeytinin susmayan coğrafyası 

“El Mavt La Sahyun” 

sloganları yankılanıyor kulaklarımızda 

Lübnan’ın unutulmuş gettolarında 

ve o karanlık Siyonist zindanlarda 

Tecridin en koyusunda 

gün ışığına hasrettir tutsakların 

Ama bir gün bile düşmana inat 

yaşamak diye türküler tuttururlar 

Ne düşmanın işkenceleri 

ne kara propagandalar 

ne de kopkoyu izolasyonlar 

yıldıramadı öncülerini.

O savaşçılar kuşağıdır ki 

eşitsiz savaşlarda epopelere, 

marşlara işlendi. 

Kaderin o biçilmiş halelerini

bir bir yıktı.

Sabır, direnç, inançla… 

Size selam, size özlem! 

Dün Beka’da siyonist barbarlığa, 

duran o evlatların değil miydi?

Aman dilemeyen, teslimiyeti çeliğin 

sıcak kurşunlarıyla reddeden onlardır

ve senin baş eğmezliğin

benim omuz başımdır

Nehirden denize hürriyet 

acılara boğulan o yurda aşkla 

Tarlalarda çalışan köylülerinin 

nasırlı ellerine selamla…

işte, bu öykü biter diyenlere inat 

gökyüzünde asılı kalan aşklara, 

özgürlük şarkılarına teveccühler 

eder gibiyiz

Sanki bu şarkı bizi büyüleyen 

nağmelerin bitimsiz ezgilerine 

benzer 

Düşen her bomba,

katledilen her evladın 

başka halkların yüreğinde 

zuhur eder.

Vakfedenler ki onlardır 

beklerler, özgür ülkenin

ışıltılı akşamlarını

Dingin ovalarda dilediğince yürümeyi, 

şehrin ışıltılı caddelerinde

bir akşam kahvesi içmeyi 

Çıkın dolaşın kardeşlerim

Bakın, yine dövüşüyor sizinkiler 

ve biz yine sokakları

“Savra Savra Hatta Nasr”

diyerek çınlatıyoruz

Haykıralım, Gazze’de kapanan 

nice çift gözler için 

Ölen bebeklerin çalınan mutlulukları 

bileylesin nefretimizi 

Teskin olmak yasaktır bize 

Ağla Filistin, 

ağla ki gözyaşların nehirlerinle buluşsun 

ve denizlere aksın 

Aksın ki, bu soykırımın görüntüsü

çağlarca silinmesin 

Sen döktükçe gözyaşlarını 

Filistin konuşulacak 

Bak, yıkılıyor evlatların

bombalarla, açlıkla, bir yudum 

suya hasretlikle

Ve biz en çok da bundan dolayı

unuttuk bağışlamanın manasını 

Tek bir haber karesi 

ve tarifi olmayan bir hiddet… 

700 küsür günün elemini

anlatmaya kafidir.

77 yıl içinde o 700 gün

ve yeni “Nakbalar”… 

Çağlar, senin açlıkla sınanacağını da görecekmiş 

Diller, şarkılar, resimler 

ve hatta filmler anlatamaz bu vahşeti 

Ancak ahlar kafi değil 

bu zulme bir son demek 

sabır değil, bize gözü pek

savaşlar gerek! 

“Ya Falastin”, bir zeytinin 

aç bedenlere, mezarsız 

ölülere şahitlik ettiği coğrafya 

Ellerin ellerimde 

Bu ses Ortadoğu’dan Avrupa’ya, 

Latinler’den Uzak Asya’ya köprüler olmakta. 

O kahreden durağanlık şimdi yerini

“Nehirden Denize Özgür Filistin” 

sloganlarına bırakıyor

Ah bu direngenlik konuşulacak milenyumca 

Mademki yaşanacak,

o zaman Filistin yaşanacak 

her yer Filistin olacak! 

Düşmanın yüreğine 

korkular salınacak

Ey Filistin vur 

ve sor hesabını 

ezilen, 

katledilen, 

iğdiş edilen evlatların için

Kavrulan toprakların için sor! 

Bir vakit taş atan 

küçük generallere 

dövüşen militanlarına 

ve direnen her ağacına 

sözünden dolayıdır

en çok da bu

Bir slogan yankılansın 

bilincimizde ve dillerimizde 

“El Mavt La Sahyun” 

diye inlesin sokaklar 

ve bizler işitelim savaşçılarının 

silah tarakalarını 

siyonist kalelerini döverken 

Ve en sonunda 

dört renkli bayraklılar, 

kefiyeli milyonlar 

kursun o özgür ülkeyi!

Muhammed Hizmetçi, Önsöz Dergisi 57. Sayı