Guernica 19

Pablo Picasso’nun ‘Guernica’ tablosunu ilk kez ortaokulda, 2. Dünya Savaşı’nın tarihini okurken görmüştüm. Guernica kasabasında büyük bir kıyım yapan faşistler, Guernica’yı uçaklarla bombalamış, taş taş üstünde bırakmamış. Picasso ‘Guernica’ tablosu ile bu vahşetin asla unutulmamasını sağlamış. Picasso’nun atölyesini gezen Nazi subayının Guernica’yı görünce Picasso’ya “Bunu siz mi yaptınız?” sorusuna verdiği “Hayır, siz yaptınız!” cevabı da tablo kadar unutulmazdır sanırım. Bu tabloyu ilk devrimci olduğum yıllarda görmeme, tarihini bilmeme rağmen onu anlamak için 19 Aralık 2000’de Ümraniye zindanında zindan savaşlarını yaşamam gerekiyormuş.

19 Aralık’ta başlayan, binlerce bombanın, silahın, iş makinasının, kimyasal gazların ağır saldırısına 4 gün dayandıktan sonra götürüldüğümüz Kartal Özel Tip’te anladım ben Guernica’yı… İlk haftalarda üzerimizde, günler sonra bile gardiyanların gaz kokusundan yaklaşamadığı kıyafetlerimiz dışında hiçbir şeyimiz olmadığından, bu savaşı TV’lerden izleyen Kartal Özel Tip’in adli tutukluları, ilk andan itibaren bize yardım etmeye seferber oldular. Telleri aşıp gelen paketlerle bizimle paylaşabildikleri her şeylerini paylaştılar. İşte ben, bize gelen bu paketlerden birinin üstünde gördüm tekrar Guernica’yı… Pakete sarılı gazete parçasının üstündeydi. Gördüğüm anda yaşadığım hayret de çok büyük oldu. O an gerçekten gördüm, anladım Guernica’yı; “Biz bunu yaşadık!” Okumayı yeni öğrenen birinin kelimeleri anlayabilmesi gibi bir aydınlanma haliydi…

Guernica’dan sonra bir de “Guernica 19” vardı benim için. Dört gün boyunca olabilecek en eşitsiz koşullarda yaşadığımız savaşta özellikle Ümraniye’den çıkarılmadan hemen önce, etrafımız çevrilmiş, üzerimize yüzlerce silah çevrilmiş halde iken, delik deşik tavandan üstümüze defalarca atılan, insana parçalanıyormuş hissi veren, bilinci kaybettiren, o garip bomba… Kumaşa hiç zarar vermeyen ama deriyi delip çürüten o garip bombalar çeşitliliği… O anları tarif edecek olsaydım “Guernica gibi” derdim şimdi. “Şu kola bak, ta nerde/Ampul kırık, atın sırtında”

İşte Guernica 19, bugünün şiiridir.

GUERNICA 19
Görmedim ben böyle tablo
Benzemiyor hiçbir şeye
Şu kola bak, ta nerde
Ampul kırık, atın sırtında
Seçilmiyor gözleri kadının
Ayaklar nerede
Nerede gövdeler
Her şey girmiş birbirine
Anlamak mümkün değil
Neden yapılır böyle resim?
19 Aralık 2000…
Dönüp duruyor havada kar tanesi
Bu harabe hapishane
Tütüyor üstünde, dumanı taze
Kokusu yanık et
İsli duman
Zehirli gaz
Ayaklar nerede?
Kollar nerede?
Seçilmiyor gözleri, neredeler?
Neden sarkıyor tavandan gölgeler?
Yırtık bir gaste parçası
Örtmüş üstünü ölünün
Gösteriyor ayakta duran tutsak
Gastedeki resmi bir diğerine
Resimde Guernica
Görmedim ben böyle tablo
Karşımda duruyor işte
Yaşadığımız şey.

Vahşete vahşet denmesi gerekir ama 19 Aralık bir vahşetten fazlasıdır. Binlerce devrimci tutsağın dövüşkenliğidir, cesaretidir, kazanma azmi, başarısı ve hasmı ezip geçerek hedefe ulaşma kararlılığıdır. Bunlar anlatılmaz ise 19 Aralık eksik anlatılıyor demektir. O dört günün sonunda içimizdeki zafer duygusunu, başka hapishanelerdeki yoldaşlarımıza attığımız “Biz daha çok dayandık!” havasını, yeni yöntemler bulmanın sevincini anlatmazsak eksik kalır. Götürüldüğümüz tüm zindanlarda “şimdi bu savaşta yeni bir aşamaya geçiyoruz” bilinciyle başladığımız kitlesel ölüm orucunu anlatmazsak eksik kalır. Büyük, nihai zafer, küçük zaferlerin bileşkesidir. 19 Aralık 2000 bizim için bu büyük, nihai zafer yolunda bu topraklarda devrimci tutsakların cesaret ve kararlılığını perçinleyen kazanılmış bir savaştır.

Önsöz Dergisi 58. Sayı