“Bütün ömrünü sığ gölde geçiren sazan balıkları, evrenlerinin bulanık bir su ve nilüferlerden ibaret olduğuna inanıyor olsa gerek…
Bir keresinde, aşağı uzayıp ‘bilim balıklarından’ birini gölün dışına çıkarsam ne olacağını düşündüm. Onu suya atmadan önce incelerken şiddetle çırpınabilirdi. Bunun diğer sazan balıkları açısından nasıl görüneceğini merak ettim. Onlar için bu gerçekten çok rahatsız edici bir şey olacaktır. Önce ‘bilimcilerden’ birinin evrenlerinden hem de hiçbir iz bırakmadan yok olduğunu fark edecekler, sonra nereye bakarlarsa baksınlar kayıp balıktan geriye tek bir kanıt bulamayacaklardı. Saniyeler sonra, onu yeniden göle attığımdaysa ‘bilimci’ aniden belirecek, diğer balıklar için bu, bir mucizenin gerçekleşmesi olacaktı.
‘Bilim balığı’ aklını toparladıktan sonra gerçekten etkileyici bir hikaye anlatır. ‘Herhangi bir uyarı olmaksızın, bir şekilde evrenin (gölün) dışına yükseldim ve kendimi kör edici ışıklarla daha önce hiç görmediğim tuhaf biçimde cisimlerin olduğu tanımsız bir dünyanın içinde buldum. En acayip olanıysa bir balıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan, beni tutsak eden yaratıktı. Yüzgeç gibi bir şeyi olmamasına karşın hareket edebilmesi beni çok etkiledi. Bu tanımsız dünyada bildiğimiz doğa kanunlarının işlemiyor oluşuna şaşırıp kaldım. Sonra aniden kendimi yeniden evrenimize atılmış halde buldum.’ diyecektir. (Evrenin ötesine bir yolculuğu anlatan bu hikaye, elbette öyle akıl almaz olacaktır ki, sazan balıklarının çoğu onu saçmalık olarak görüp yok sayacaktır.)”
Michio Kaku’nun kaleminden çıkan Hiperuzay kitabının başında verilen bir örnek okuyucuyu ileriki sayfalarda anlatılacaklara hazırlıyor.
Kitabın yazarı Michio Kaku, NASA’da görev yapan bir fizik profesörü. Aynı zamanda meşhur sicim teorisinin üreticilerinden biri.
Pek çok bilim-kurgu filminde hiperuzay kavramını duyarız. Ne olduğunu ise çok az kişi bilir. Bu kitabı okuduktan sonra o azınlığa dahil olacaksınız.
Ben bu kitabı okuyana kadar hiperuzayda seyahat eden taşıtların (varsayımsal olarak da olsa) ışık hızını aştığını zannediyordum. Meğer hadise çok başkaymış.
Kitaptaki örneği doğrudan aktarırsam anlaşılacaktır:
“Gauss’un, iki boyutlu bir masanın üzerinde yaşayan, iki boyutlu hayali canlılarını düşünün. Bir suçluyu hapsetmek için Düzülkelilerin, bu kişinin çevresine bir halka çizmesi yeterli olacaktır. Hangi yöne hareket ederse etsin içinden geçilemez halkaya çarpacaktır. Ne var ki bizim için de suçluyu o hapishaneden kaçırmak saçma sapan bir iştir. Uzanıp o Düzülkeliyi, iki boyutlu dünyadan koparır ve sonra onu yine dünyasındaki başka bir noktaya sereriz. Üç boyutta epey sıradan olan bu beceri, iki boyutta olağanüstü görünür.”
Prof. Kaku, fizikçi olmayan ama bu alana merakı olan insanların bu gibi fiziksel kavramları öğrenebileceği, kolay anlaşılabilen bir anlatım yeteneğine sahip. Başka kitaplarında da bu özelliği göze çapar. Fakat bu kitap, ismi çok duyulan ama ne olduğu bilinmeyen pek çok kavramı anlaşılabilir bir açıklıkla anlatıyor. Tabii fizik bilimine bir miktar merakınız olsa iyi olur.
Michio Hoca bu kitapta önemli bir şey daha yapıyor. Lenin’in vakti zamanında yaptığı tespitlerin modern fizik tarafından doğrulandığını açıklayarak hakkını teslim ediyor. Şöyle diyor:
“1908’de Cenevre’de sürgünde olduğu sırada Materyalizm ve Ampiryokritisizm adında, gizemcilik ve metafiziğin saldırılarına karşı diyalektik materyalizmi savunan muazzam bir felsefe kitabı kaleme aldı. Lenin’e göre madde ve enerjinin gizemli ortadan kayboluşları, ruhların varlığını enerjiyi kucaklayan, yeni bir diyalektiğin doğumu anlamına geldiğini savunuyordu.”
Daha sonra (zaman hariç) üç boyutlu olan evrenimizin 4. boyut ile ilişkisini, bunun izafiyet ve diğer teorilerle olan alakasını, madde-enerji arasındaki dönüşümleri açıklıyor ve şöyle devam ediyor:
“Einstein … enerjiyle kütlenin bir aradaki toplamının her zaman aynı kalması gerektiğini ifade eden yeni bir korunum ilkesinden bahsediyordu. Madde aniden yok olamayacağı gibi enerji de yok yere ortaya çıkmıyordu. Bu bakımdan Tanrı yapıcılar hatalı, Lenin ise haklıydı.”
Önsöz Dergisi 57. Sayı

